birkaç adım öteden

Bir eylül sabahı mahmurluğu. Keşke yalnız bunun için sevseydim seni.
Cemal Süreya

Sevgili Rose,

Bu mektubu sana, aramızda şehirler olduğu için değil; tam tersine, aynı evin içinde olduğumuz hâlde bazı duyguların yine de kelimelere ihtiyaç duyduğunu düşündüğüm için yazıyorum. Eski zamanlarda insanlar birbirlerine mektup yazarken cevabı günlerce beklerdi. Şimdi aynı odadan diğerine seslenmek, bir mesaj göndermek, yüzüne bakıp söylemek mümkün. Yine de bazı cümlelerin kâğıda değmeden tamamlanmadığına inanıyorum.

İstanbul’da akşam oluyor. Pencerelerin ardında ışıklar birer birer yanarken şehir gündüzün ağırlığını üzerinden atıyor. Sokaktan geçen arabaların sesi biraz azalıyor, gökyüzünün rengi koyulaşıyor, evlerin içi dışarıdan daha sıcak görünmeye başlıyor. Biz de aynı evin içindeyiz. Belki birkaç adım ötemdesin. Belki başka bir odada, kendi sessizliğinin içinde günün yorgunluğunu bırakıyorsun.

İnsan sevdiğiyle aynı çatı altında yaşarken özlemin ortadan kalktığını sanıyor.

Oysa özlem her zaman uzaklıktan doğmuyor.

Bazen yılların içinde, alışkanlıkların arasında, günün telaşında birbirimize söylemeyi unuttuğumuz şeylerden doğuyor. Bir bakışın kısa sürmesinden, bir cümlenin yarıda kalmasından, yan yana otururken bile zihnin başka yerlere dağılmasından…

Belki de bu yüzden sana mektup yazmak istedim.

Çünkü insan bazen en yakınındaki kişiye en uzun yolu kelimelerle yürür.

Teknoloji zamanı kısalttı, mesafeleri küçülttü; ama insanın içindekini anlatma ihtiyacını ortadan kaldırmadı. Aynı evin içinde olmak, her duyguyu kendiliğinden görünür hâle getirmiyor. Bazen insan sevdiği kişiye yeniden ulaşmak için birkaç satıra ihtiyaç duyuyor.

Bu akşam İstanbul’un üzerine çöken o koyu mavi sessizlikte seni düşünüyorum. Seni bir yabancıyı özler gibi değil; yıllardır bildiğim bir yüzün içinde hâlâ keşfedecek şeyler olduğunu hissederek düşünüyorum. Aynı sofraya oturduğumuz, aynı kapıdan çıktığımız, aynı geceye uyandığımız hâlde sana söyleyemediğim ne kadar çok cümle birikmiş meğer.

Belki eski adetlerin güzelliği de buradaydı. İnsanlar birbirlerine mektup yazarken yalnız haber vermiyorlardı; durup düşünmek zorunda kalıyorlardı. Bir kelimeyi seçiyor, bir cümleyi tartıyor, hissettiklerini acele etmeden anlatıyorlardı. Ben de bu eski usulün bir parçasını evimizin içinde yaşatmak istedim.

Çünkü bazı şeylerin eski olması, onların gereksiz olduğu anlamına gelmiyor.

Bazen tam tersine, yeni dünyanın hızında kaybettiğimiz en kıymetli şeyler eski alışkanlıkların içinde saklı kalıyor.

Bu yüzden sana bu mektubu yazıyorum Rose.

Aynı evin içindeyken bile seni yeniden bulmak için. Aynı hayatı paylaşırken bile sana yeniden varmak için. Ve yıllar sonra bir çekmecede bu kâğıdı bulduğumuzda, İstanbul’da sıradan bir akşamda, birbirimize yalnızca birkaç adım uzakken bile sevgimizi kelimelere emanet etmeyi unutmadığımızı hatırlamak için.

0 cevaplar

Cevapla

Want to join the discussion?
Feel free to contribute!

Bir yanıt yazın

E-posta adresiniz yayınlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir