kör gözler ve peşin hükümler

Hakikati en iyi kalp gözüyle görebilir insan.
Gözler asıl görülmesi gerekeni görmez.
Antoine de Saint-Exupery

Mahkeme salonunda ışıklar loş değildi ama hava karanlıktı. Dosyanın içindeki görüntü üç kez izletilmişti. Ekranda bir adam vardı. Elinde silah… Karşısında bir kadın. Bir saniye. Bir patlama. Kadın yere düşüyordu. Görüntü orada dondurulduğunda salondaki herkes aynı şeyi görüyordu: Bir adam bir kadını vurmuştu. Cumhuriyet savcısı mütalaasını verirken ekranı işaret etmişti:

“-Sayın Başkan, bundan daha açık ne olabilir?”

Sanık sandalyesindeki adam başını önüne eğmişti. Maktulün ailesi ağlıyordu. Salonun arka tarafındaki insanlar birbirlerine bakıyor, kararın çoktan verilmiş olduğunu düşünüyordu. Yalnız bir kişi ekrana bakmıyordu. Çünkü bakamıyordu.

Sanık müdafii ağır ağır ayağa kalktı. Siyah gözlüklerini çıkarmadı. Beyaz bastonunu masanın kenarına dayadı. Önündeki dosyanın kabartma işaretlerle hazırlanmış sayfalarının üzerine parmaklarını koydu. Ağır Ceza Mahkemesi Başkanı ona döndü:

“-Savunmanızı yapabilirsiniz avukat bey.”

Avukat birkaç saniye sustu. Sonra başını ekrana doğru çevirdi:

“-Sayın Başkan, dedi. Bu salonda o görüntüyü göremeyen tek insan benim.”

Salonda bir sessizlik oldu.

“-Fakat korkarım ki bugün, o görüntü yüzünden hakikati göremeyen tek insan da ben değilim.”

Başkan gözlüğünün üzerinden avukata baktı. Avukat devam etti:

“-Savcı bey biraz önce sordu. Bundan daha açık ne olabilir?’” Bir an durdu. “-Ben de aynı soruyu soruyorum. Gerçekten bundan daha açık ne olabilir?” Parmaklarını masanın üzerinde gezdirdi.

“-Bir insanın öldüğü açık. Müvekkilimin elindeki silahtan çıkan merminin onun yengesine isabet ettiği açık. Müvekkilimin tetiğe bastığı da açık.”

Sonra sesi değişti.

“-Ama ceza yargılamasının sorusu bu değildir Sayın Başkan. Ceza yargılaması yalnızca ne oldu diye sormaz. Neden oldu, nasıl oldu, o bir saniyeden önce ne oldu, diye sorar.”

Salondaki monitörü işaret etti.

“-Çünkü kamera bize sonucu göstermektedir. Ama niyeti göstermez. Bir insanın yüzünü gösterebilir, kalbinden geçeni gösteremez. Bir tetiğin çekildiğini gösterebilir; o tetiğin neden çekildiğini gösteremez.”

Başkan:

“-Somut olaya gelin avukat bey.”

Avukat başını hafifçe eğdi:

“-Tam da oraya geliyorum Sayın Başkan.”

Masadan bir kâğıt aldı.

“-O görüntüyü üç saniye geriye değil, on yedi saniye geriye saralım.”

Mahkeme kalemi görüntüyü geri aldı. On yedi saniye… Bu kez ekranda başka bir ayrıntı ortaya çıktı. Sanığın amcası yerdeydi. Ölen kadın elindeki büyük mutfak bıçağıyla ona doğru ilerliyordu. Sanık birkaç metre öteden koşarak geliyordu. Avukat konuşmaya devam etti:

“-Müvekkilim o gece yengesini öldürmek için o odaya girmedi. Amcasının ‘yardım et’ diye bağırdığını duyduğu için girdi. Dosyadaki ses çözüm tutanağının 14. saniyesini okuyalım.” Kalem okudu:

“-Bıçağı bırak!” Avukat: “-Bir kez daha.” Kalem: “-Bıçağı bırak!” “-Bir kez daha.”

Başkan hafifçe öne eğildi. Üçüncü kez ses duyuldu. Sanığın sesi titriyordu. ‘-Bıçağı bırak!’

Avukat salona döndü.

“-Öldürmek isteyen bir adam neden üç defa ‘bıçağı bırak’ diye bağırır?”

Kimse cevap vermedi.

“Çünkü onun amacı yengesini öldürmek değildir. Amacı yerde yatan insanın yaşamasını sağlamaktır.”

Savcı araya girdi:

“Ancak sonuçta kendi yengesini vurmuştur.”

Avukat başını savcının bulunduğu tarafa çevirdi.

“-Elbette. Ve bir insan öldüğü için bu dosya acıdır.”

“-Fakat Sayın Savcı, bir neticenin trajik olması, fiilin hukuka aykırı olduğunu kendiliğinden göstermez.”

Başkan sessizce dinliyordu. Avukat bastonuna hafifçe dokundu.

“-Sayın Başkan… Ben hayatım boyunca insanların bana ‘göremiyorsun’ demesine alıştım. Doğru. Ben renkleri göremiyorum. Bir insanın gözünün içinde korku var mı göremiyorum. Bu ekrandaki kırmızı kanı da göremiyorum.”

Bir an sustu.

“-Ama mesleğim bana başka bir şey öğretti. Bazen göz, insanı hakikate yaklaştırmaz. Bazen tam tersine, gördüğümüz ilk şey bizi hakikatten uzaklaştırır.”

Salonda çıt çıkmıyordu.

“-Bu görüntüyü ilk kez gören herkes şöyle düşünüyor: Adam silahı kaldırdı. Kadını vurdu. Demek ki katil.”

Avukat başını iki yana salladı:

“-Hayır. İşte ceza muhakemesi tam olarak bu ‘demek ki’ kelimesinin karşısında durur. Çünkü hukuk, görüntüden hükme atlamaz. Aradaki boşluğu delille doldurur.”

Sonra dosyadaki olayları tek tek anlattı. Kadının elindeki bıçağın kriminal incelemesini. Amcanın kolundaki kesiyi. Olay yerindeki kan izlerini. Sanığın üç kez yaptığı uyarıyı. Atışın yönünü. Aradaki mesafeyi. Ve sanığın olaydan hemen sonra silahı yere bırakıp yengesinin yanına koşmasını.

“-Bir insan, dedi avukat, yengesini tasarlayarak öldürmek istiyorsa, vurduktan üç saniye sonra dizlerinin üzerine çöküp ‘Ne olur ölme’ diye bağırır mı?”

Savcı: “-Pişmanlık olabilir.”

Avukat gülümsedi. “-Olabilir.”

“-Ceza yargılamasının en tehlikeli kelimelerinden biridir bu. Olabilir. Planlamış olabilir. Öfkelenmiş olabilir. Sonradan pişman olmuş olabilir.”

Başını mahkeme heyetine çevirdi.

“-Ancak bir insan ihtimallerle mahkûm edilmez. Mahkûmiyet ihtimal üzerine değil, her türlü makul şüpheden uzak kesinlik üzerine kurulur.”

Sonra sanığın bulunduğu yere doğru döndü. Onu göremiyordu. Ama sesini ona doğru yöneltti.

“-Müvekkilim o gece hayatının en korkunç tercihini birkaç saniye içerisinde yapmak zorunda kaldı. Bir tarafta çok sevdiği yengesi. Diğer tarafta bıçakla saldırıya uğrayan amcası. Ve karar vermesi için önünde bir hukuk kitabı, bilirkişi raporu, mahkeme heyeti yoktu. Yalnızca birkaç saniyesi vardı.”

Tekrar Başkan’a döndü.

“-Biz bugün aylar sonra, güvenli bir mahkeme salonunda oturuyoruz. Görüntüyü durdurabiliyoruz. Geri sarabiliyoruz. Yakınlaştırabiliyoruz. Bilirkişiye gönderebiliyoruz. Müvekkilimin ise o gece görüntüyü durdurma imkânı yoktu.”

“-Hayatın geri sarma tuşu yoktur Sayın Başkan.”

Başkan kalemini masaya bıraktı. Avukat son bölümüne geçti.

“-Bu dosyada bir kadın öldü. Bunun ağırlığını hiçbir savunma cümlesi azaltamaz. Savunmanın görevi ölümü küçültmek değildir. Fakat bir insanın ölümü karşısında duyduğumuz acı, başka bir insan hakkında yanlış hüküm vermemizin gerekçesi de olamaz.”

Sesi alçaldı.

“-Mahkemeler ölülerin intikamının alındığı yerler değildir. Mahkemeler yaşayanlar hakkında hakikatin arandığı yerlerdir.”

Sonra ellerini dosyanın üzerinden çekti.

“-Sayın Başkan… Bugün sizden müvekkilime acımanızı istemiyorum. Onu sevmenizi istemiyorum. Hatta ona inanmanızı dahi istemiyorum. Yalnızca dosyaya, ekrandaki son üç saniyeden ibaretmiş gibi bakmamanızı istiyorum.”

Bir an durdu.

“-Çünkü bazen bir görüntü gerçeğin tamamını gösterdiğinde delildir. Gerçeğin yarısını gösterdiğinde ise… Başını ekrana çevirdi. …insanın gördüğü en tehlikeli yanılsamaya dönüşebilir.”

Bastonunu eline aldı. Son cümlesini söyledi:

“Ben o geceyi göremiyorum Sayın Başkan. Fakat dosyadaki deliller bana şunu söylüyor: Müvekkilim tetiği bir insanı öldürmek için değil, başka bir insanın öldürülmesini engellemek için çekmiştir. Mahkemenizden görüntüye değil, görüntünün arkasındaki hakikate hükmetmesini talep ediyorum.”

Ve oturdu. Bu defa salondaki hiç kimse ekrana bakmıyordu. Akıllarda avukatın cümlesi yankılanıyordu.

Bazen göz, insanı hakikate yaklaştırmaz. Bazen tam tersine, gördüğümüz ilk şey bizi hakikatten uzaklaştırıyordu…

0 cevaplar

Cevapla

Want to join the discussion?
Feel free to contribute!

Bir yanıt yazın

E-posta adresiniz yayınlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir