sabahçı kahvesi
Sabahı olmayan gecenin içinde hapsoldum. İçimde güneşe dair ne umut var ne de tek bir görüntü. Güneş nasıldı, nasıl yakardı tenimizi, nasıl ısıtırdı içimizi; hatırlayamıyorum… Sabahı olmayan bir gecenin karanlık yüzüyüm. Kimsecikler fark etmiyor beni.
Kimsecikler duymuyor. Kalabalıklar içerisinde eksile eksile ilerliyorum. Mümkün mü diye sorardım kendi kendime, mümkün mü? Onlarca ses varken kendi sesini nasıl duyabilirdi insan? Duyarmış, insanın kendi sesi ne kadar da gürültülü anlatamam.
Yıllar geçmiş, içim konuşmuş, ben duymamışım.
Bu halde olmamın sebebi sağır kulaklarım. Kendime söylediğim yalanlarım. İtiraf ediyorum Hâkim Bey, çaldım. En azılı hırsızıyım gerçeklerimin. Yalandan da olsa alın beni içeri. Belki akıllanırım, yaşamaya başlarım.
Bir de çok içmişim, üfleyim mi memur bey? Siz olsun alın beni. Hiç yoktan karnım doyar, yatacak bir yerim olur. Hem hiç mi hiç hissetmezsiniz varlığımı, belki birkaç nefes alışverişimi duyarsınız. Belki nefesim kesilir, sızıp kalırım nezarethanede… Herkes hak eder rahat bir döşekte ölümü. Ben de etmeliyim. Buna olsun izin verin, görün öğretmenim artık beni. Sabahtan beri parmak kaldırıyorum. Protokolde oturmadığım için mi görmüyorsunuz beni?
Boş sandalyeye bakar gibi bakmayın gözlerimin içine. Alınıyor sandalye. Benim bir kalbim var, sandalyenin yok. Sandalyenin bile yeri var, benim yok.
Küçükken bir kızı sevdim. Haddine mi dediler? Parka gidip sallandım. İn de bizimkisi binsin, dediler. Bir kızı istemeye gittik. Bizde size verecek kız yok, dediler. Ölmek istedim, bıraktım kendimi boşluğa, bir türlü fişimi çekmediler Hâkim Bey, ölemedim.
Şimdi sen söyle Hâkim Bey, ben ne yapayım? Yaşayayım desem olmuyor; öbür tarafa gideyim desem gişeler kapalı.
Geçenlerde bir kızla tanıştım. Babası değildim ama Gökçe koydum adını. Neden bunu koydun diye merak ediyorsun içinden biliyorum. Benim sokağın tavanı çatılı. Azıcık da olsa, gök sızmıyor sokağa. Gökyüzünü görmeyeli yıllar oldu. Sahi bulutların rengi neydi? Sahi gökyüzünde bu mevsimde kuşlar uçar mıydı? Hiç hatırlamıyorum. Ama bu kızın masmavi gözleri vardı. Denizden daha dalgalı, gökten daha berrak daha koyu… Senin iki göğün oldu mu hiç Hâkim Bey? Benim oldu…İnsan yağmur yağsın istemiyor. Ağlarsalar, ağlarım çünkü. İnsanın göğü ağlar mı? İçim ağlıyor Hâkim Bey, içim deli sağanak şimdi.
Tam karşımda oturuyordu. Sabah kahvesinden bir yudum alıp, elleriyle önüne gelen saçlarını rüzgâra verir gibi yapıp, sabah gazetesini okuyordu. Ben de yan sandalye de onu seyrediyordum demek isterdim; âmâ hakikat öyle değil, öyle olması mümkün de değil. Kafenin tam karşısındaydı evim. Gofret kartonlarından olma yatağımda ayılmaya çalışıyordum. Sizin kitaplardan okuduğunuz tanışma hikayelerine benzemiyor değil mi Hâkim Bey?
Sizin okuduğunuz kitaplarda o kafeye o kız zaten lüks bir araçla geliyor. Sizin hikayelerinizde latteler havada uçuşuyor. Sizin hikayelerinizde iki taraf da birbirini sever gibi yapıp krallıklarını birleştiriyor. Biliyorum, benim hikayemin bu hikâyede nefes alması dahi büyük suç. Biliyorum, bu hikâye de benim hikayemin yeri yok, hiç olmadı da…
Ama ben de insanım, sırtımız rahat görmüyor diye sevmeyelim mi? Söylesene Hâkim Bey, hangi kanunda yazıyor hikayesi olmayanların, hikayesi olanlara, âşık olmasının cezası müebbet?
Bir sonbahar sabahı bir kızla tanıştım, âşık oldum ben bu kıza, olur olmaz öldürdüler beni. Anladım ki, âşık olmazsan ölürsün, âşık olursan öldürürler Hâkim Bey. Cesedimi battaniye ile örtün Hakim Bey, gazeteler de hep üçüncü sayfa denk geliyor.
Cevapla
Want to join the discussion?Feel free to contribute!




Yüreğinize sağlık hocam. Alınıyor sandalye kısmı çok iyi olmuş
Kaleminize sağlık. Aşkı bu kadar yukarı bir yere koymak sizce doğru mu ?
Sorgulamaları kısımları çok güzel olmuş. Okurken kendi hayatıma daldım.