bir iyilik tanesi
Ben şuna inanıyorum, sevgi insana her şeyi yaptırabilir bir de sevgisizlik.
José Mauro de Vasconcelos
Sabahın ilk ışıklarıyla uyandı. Aslında uyandı demek doğru değildi; geceden beri gözünü kırpmamıştı ki… Çocukluğundan beri aşina olduğu o boşluk duygusu, sanki bu gece etrafını daha da sıkı sarmıştı.
Boşluk, nasıl bu kadar yer kaplıyordu, anlamıyordu.
Sessizlik, odanın her köşesinde idi. Yatak odasındaki tek pencerenin kenarından süzülen soğuk hava, tenine dokunduğunda ürperdi. Bir an için, içinden gelen o tanıdık sese kulak verdi:
“Yine soğuk, yine yokluk, yine yalnızlık…”
İçeri gidip aynanın karşısına geçti. Aynadaki yansımasına baktı; yorgun, kırışmış bir yüz, altı morarmış gözler… İnsanın bu hale gelmesi için dünyada uzunca bir vakit geçirmesi gerekiyordu. Oysaki, daha on sekiz yaşındaydı. Dudaklarında acı bir tebessüm belirdi. Ne bir dostu vardı arayıp konuşacağı, ne de içindeki karanlığı anlatabileceği biri… Kendini terk edilmişliğin ortasında, yapayalnız bulmuştu bir kez daha. Hayat, bütün çocukluğu boyunca hırpalamıştı onu. Belki bir tokat atmamıştı suratına ama sevgisiz bırakmıştı. Hangi coğrafyada olursanız olun, sevgisizlik, çocuklar için en büyük şiddetti. Doğduktan sonra anne babası boşanmıştı ilkin, sonrasında her ikisi de yeni düzenler kurmuş, kurdukları düzenlere kendisini dahil etmemişlerdi. Ufacık bedeni, süt kokan ruhu fazla gelmişti onlara. Hayat denklemine hiç girememişti o. Doğmuştu ve kalmıştı bir başına… Hangi bebek, yalnız kalmak için gelir dünyaya?
Kadersizlik, kaç çocuğun kaderidir?
Günün büyük kısmını eski albümleri karıştırarak geçirdi. Tutacak bir dal, kolları olan bir fotoğraf aradı. Annesinin çocukken onu terk ettiği zamandan kalan bir fotoğraf buldu. O fotoğrafta, altı yaşındaydı, yüzünde kocaman bir gülümseme, şaşırmıştı, mutlu olduğu bir zaman dilimi olmuştu dünyada hem de yanı başında onun çok sevdiği ama onun tarafından hiçbir zaman sevilmediği annesi vardı … Şimdi ise bu gülüş, bir hayalden ibaretti. Fotoğrafı alıp masanın üzerine koydu. Yanına bir not iliştirdi: “ Bu fotoğrafın elleri olsaydı, sımsıkı tutmak isterdim, sesi olsaydı duymak isterdim, kokusu olsaydı içime çekmek isterdim… Ama bu bir fotoğraf, ancak yakarsam ısıtır beni…”
Evin içinde ağır ağır dolaşmaya başladı. Sanki her köşeyle vedalaşıyor gibiydi. Mutfağa girdi, dolaptaki su şişesini aldı ama ağzına bir yudum bile götüremedi. Yemek yapmayı düşündü ama midesindeki boşluk, ruhundaki boşluğun yanında hiç kalıyordu. Anlamsızdı her şey…
Sonunda, oturdu koltuğa. Bir an için duraksadı, etrafındaki sessizliğin daha da büyüdüğünü hissetti. Gözlerini kapattı. Küçük bir dua mırıldandı; belki bir kurtuluş, bir anahtar arıyordu.
Rahmetli ninesinin nasihati geldi aklına:
“Torunum, hayat denen bu uzun yol, bazen sert rüzgarlarla, bazen de sükunetle geçer. Ama unutma ki umut, insan ruhunun en güçlü kandilidir. Karanlık ne kadar yoğun olursa olsun, bir kıvılcım yeter aydınlanmaya. O kıvılcımı sakın söndürme. Bir gün karşına büyük bir dert çıkarsa, ona üzülerek değil, sabrederek bak. Çünkü sabır, umudun kardeşidir. En zor günler, en parlak sabahlara gebedir. Gönlünde iyilik biriktir, iyilik büyüt. Çünkü umut, iyiliğin gölgesinde yeşerir. Ve unutma yavrum, ne kadar düşersen düş, kalkmayı öğren. İnsan bir kez kalkarsa, on kez daha yürümeye cesaret eder. Umut da böyledir; yıkılsa bile onu yeniden inşa edebilirsin, etmelisin. Bunu asla unutma. Her zaman yüreğini sevgiyle, zihnini umutla doldur. Çünkü sen, dünyaya bir iyilik tohumu ekmeye geldin. ”
Senin için dedi, senin için yaşayacağım nine. Senin için düşeceğim toprağa, iyilik olup yükseleceğim Tanrıya…
Cevapla
Want to join the discussion?Feel free to contribute!




Çok güzeldi yüreğine sağlık.
Devamını bekliyoruz.
Kalemimize, yüreğimize sağlık.