bin varmış, bir yokmuş

”Bin varmış, bir yokmuş…”

Bir gecelik dahi olsa, şehrin tüm uykusunu kaçırmak isterdim…

Biliyordum, kalbim dursa da dünyanın durmayacağını, dönmeye devam edeceğini… Lakin üstüme üstüme gelen hayat ile mücadele etmekten yorulmuştum artık. Sonunda pes ettim, tuş oldum. Nasıl yaptım, bilmiyorum ama durdurdum kalbimi… Dayanamadım artık yaşadıklarıma, bu dilemmaya… Aklıma koydum, aklım tartamadı derdimi, kalbime koydum, kalbime sığamadım, kovuldum kalbimden, mülteci oldum. Koyacak bir yer bulamayınca derdimi, toprak oldum.

Söylesenize, hangi toprak büyütürdü ki derdi?

Ölüm ile çok erken yaşta tanışmıştım oysaki. Amcamın eşi yani yengem de bir eylül akşamı gitmişti, yaşı otuz dokuz. Bir sabah namazı müteakip verilen selada, onun ismini duyduğumuzda on beş yaşındaydım, amca oğlum benden de küçüktü. Aileden biri ölmeyince, ölüm hep başkalarının evlerine uğrayan bir misafir gibi geliyordu insana. Oysaki atladığı ev yoktu ecelin, kimininkine ara ara, kimininkine peşi sıra… O zaman amca oğlumun eline bir meyve suyu, bir de çikolata vermişlerdi. Annesi ölen bir çocuğa yara bandı olsun diye çikolata sürmüşlerdi. Annen mi öldü, al sana bir çikolata… Babası ölen oğluma ne verilmiştir acaba? Hangi çikolata unutturur beni ona? Kaçıncı meyve suyundan sonra diner kızımın acısı?

İnsan, ölüm ile tanış olsa da ölümü hiç düşünmüyordu. Oysaki yeryüzünün değişmeyen, değiştirilemeyen tek hakikatiydi ölümün ölmeyeceği ve öldürülemeyeceği… Mezarlıkların, her gün, her saat, her dakika ve her saniye durmadan öten horozuydu:

” Her canlı ölümü tadacaktı…”

Mezarlıkları, şehrin dışına taşıdığımız için boğduk zannettik ölümü. Ne yazık ki ölüm, şehrin dışında değil, ta merkezindeydi. Ama yengemden daha genç bir yaşta, otuz altı yaşında, öleceğimi hiç düşünmez, hayal dahi edemezdim. Zira, hayat bana, pastadan büyük bir dilim hiçbir zaman vermemişti. Ben, hayattan kalan ne konulursa önüme, onu yemiştim. Başka tatlar da aramamıştım. Yetmişti, çünkü hayata dair tek beklentim, yaşamaktı…

Amca oğlum, bir seferinde, insandan geriye ne kalıyor diye sormuştu bana. O zaman cevap verememiştim, çünkü hiç düşünmemiştim. İnsanın ölünce aklı başına geliyor. Şimdi rahatlıkla diyebilirim ki, anılar derim. İçi yaşamak ile doldurulmuş anılar, ertelenmemiş hayat günleri…

Böyle erken gideceğimi bilseydim, erteler miydim yaşamı?

Ninem, dünya bir göç meydanıdır, derdi. İnsan, göç etmek için gelirmiş dünyaya. Göç edecek insan, niye geçer ki yerleşik hayata, derdi. İşte, bizim, en büyük sorunumuz bu derdi. Yerleşen insan kalır yerinde, hep kalacağını düşünür. Oysaki bu düşünce, akarsuya karşı kürek çekmekle eş değer, beyhude… Ben hiç yerleşemedim dünyaya, sanki oturduğum hiçbir yer bana ait değildi. Kendime, sandalyeyi dahi çok gördüm, oturunca benden şikayet eder diye korktum, o yüzden yerimi bildim hep. Aza hep kanaat getirdim, çoğu hiç dilemedim. Yetti, fazlası ile yetti… Bir kızım, bir oğlum ile kovaladım hayat trenini… Şimdi, ben ayrı bir trende, onlar ayrı bir trende kaldı. Onları yalnız koymayın olur mu? Zira babasını kaybeden her bir çocuğun, güneş ısıtmaz olur artık evini, sabah olmak ile gün aydınlanmaz. Başka şeyler, sevmek gerekir onları mesela, fazlasıyla sevmek…

Acı, ekmek değil ki üstüne çikolata sürülsün.

Ben Orhan. Otuz altı yaşında, kalp krizinden göçtüm, bir öğlen vakti… Bir anne babanın oğlu, bir kardeşin abisi, bir eşin kocası, evlatlarımın babası, kiminin dostu, kiminin kardeşi, kiminin arkadaşı, kiminin işçisi, kiminin sevgilisi ben.

Bin vardım, bir  anda yok oldum…

6 cevaplar
  1. Zeynep
    Zeynep says:

    İnsanın genç yaşta sevdiğini kaybetmesi ne acı, ne acı geride kalmak… evet ölüm Allahın emri ama keşke şu ayrılık olmasaydı…

    Cevapla
  2. Kerem
    Kerem says:

    Ölümü o kadar derinden hissettim ki cümlelerin zarifliği ve samimiyeti bir cenazeye götürdü adeta beni, iyi ki yazıyorsunuz tayfun bey…

    Cevapla
  3. Anonim
    Anonim says:

    Ölüm,bir durak bizler için… gidecek olanı götürecek bir otobüs. Bir boşluk herkesin içinde yalnızca ölünce dolacak. Ölümün adı soğuk denir ya hani bazen ürperti gelir aniden hayatta o yaşanılacak olanda o. Belkide bir tercihtir ölmek..

    Cevapla

Cevapla

Want to join the discussion?
Feel free to contribute!

Bir cevap yazın

E-posta hesabınız yayımlanmayacak.