baran-ı söz

Yeni bir hayatın mümkünatını düşünüyorum günlerdir… Biraz önce cadde başında, adli tıptan daha yeni kesilmiş yirmi yıllık bir beden alan yaşlı bir amca çıktı karşıma. Kesilen hayatın hükmü kalmış mıydı diye sordum ona? Altmış beşinden sonra hükmün pek de önemi yok, dedi. Peki, yaşanmamış sayılabilir miydi? Sorular sorular… Cevapların yokluğunda bir hüküm ifade ediyorlar.

Kendi ölüsüne ağlayamaz insan.

Kimi zaman gözden dökülür gözyaşı, kimi zaman sözden… Gözden süzülüp kalbe akan her damlanın bir hikayesi var. Bir göç hikayesi… Bir iç göçü vardır bu katrenin bir de dış göçü. İç göçü kimse bilmez, kimse duymaz. Bir gecekondu dikmek gibidir bu göç geceye, sessizce olur her şey. Şahidi kendisidir, bu göç adamı öldürür, bu göçün bir damlasında boğulabilir insan. Gözyaşının dış göçü var bir de. Sel gibidir bu göç; gürültülüdür, önüne geleni alır götürür. Göz kirpiklerinden başlar ilkin, sonra uzun bir yol ve toprağa süzülür.

Yeni bir hayat mümkün müydü acaba? Bence değil, yazar aldatmacası gibime geliyor, ikinci bahar gibi, güzel günler… Sahibinden iki bin model bir hayat ilanı gördün mü sen hiç? Kilometresi yedi binde olan bir ikinci yaşam satışı? Göremezsin. Çünkü yok öyle bir şey. Kendimden biliyorum. Tam iki senedir dilekçe yazıyorum kaymakamlığa:

“-Elimdeki hayatın artık beni geçindiremediğini, değerinin asgari ücret altına düştüğünü, insan onuruna yaraşır bir şekilde geri kalan hayatıma devam edebilmem için sosyal devlet ilkesi gereğince yeni bir hayatın tarafıma tahsis edilmesi gerektiğini arz ederim.”

Kaç dilekçe yazdım, iki bin yedi. Öğrendiğim tek şey dilekçe hakkı anayasal bir hak iken yeni bir hayatın özel mülkiyet hükümlerine tâbi olmadığı, ikinci​ hayatın yasalar tarafından korunmadığı gerçeğidir. Nerde sosyal devlet? Anayasada. Nerde benim hayatım? Musalla taşında.

Her bayram aynı hayatı giymekten sıkıldım. Artık dar geliyor, sıktıkça sıkıyor beni. Abiminkileri giysem  bol olacak. Kardeşiminkini giysem olmayacak. Bir bayram cart diye bir ses duyulacak, bir bayram orta yerinden hayatım yırtılacak…

Napıcaz arkadaş? Sıkışıp kaldık bu hayatta.

İnsanız ya çıkamıyoruz acizliğin içinden.

Nerde beyaz atlı prens? Nerde Montana çetesi? Pablo Escobar? Ak sakallı dede? Böyle hayat mı olur be? Kimse uğramıyor.

Kuşlar da gelmedi bu sabah, dün de gelmediler, ondan önceki günde… Akıllarını çeldi insanoğlu. Başka türlü açıklaması olamaz bu durumun.

Kuşları da benzettik ya insana, aşk olsun. İnsan olup gittiler onlarda.

Ah insan kardeşim! Başka çaren yok. Derdin yaşamak, dermanın da yaşamak. Senin suçun değil.

Kader bir acayip…

Gözyaşı kurudu, geriye bir tek söz yaşı kaldı, bulduğum gibi bırakıyorum dünyayı.

The last comment needs to be approved.
0 cevaplar

Cevapla

Want to join the discussion?
Feel free to contribute!

Bir yanıt yazın

E-posta adresiniz yayınlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir