yıldız mezarlığı
Kendi gitti, ismi bile kalmadı yadigâr.
Yalnız şu beyit kaldı, kahve ocağında, el yazısıyla:
ölüm Allah’ın emri, ayrılık olmasaydı.
O.Veli Kanık
İçten içe çürüdüğümü hissediyordum, kanser olabileceğim aklıma gelmezdi ama. Herkes kadar, her çeşit dert vardı bende de… Yolun sonunun bu kadar yakın olduğunu tahmin edemezdim. İnsan doğar, büyür, yaşar ve ölürdü. Bu aşamaların tamamlanması için belirli ortalamalar veriyordu bilim insanları. Oysa benim yaşım yirmi sekizdi. Beş yaşında bir kızım vardı. Daha üçte ikisine dahi gelememiştim ki yolun. Kızım yolun başındaydı. Sonuçları incelerken kaybolmuştum içimdeki tümörde. Oysa beş sene önce, içim bana hayat vermişti. Şimdi hayat veren yerde ölüm vardı. Yaşamın özeti buydu aslında.
Ölüm de hayat kadar dünyalıydı.
Huyu iyi olmayan bir tümörden bahsetmişti doktor. Yok olmuştum, zaman durmuştu.
”- Metanetli olun. Tıp baya ilerledi. Eskisi gibi değil artık.”
Eskisi gibi olmasa da ölümüm yeni olacaktı. Benim için, sevdiklerim için… Ben belki sayılı günlerden sonra yok olacaktım. Hırkam benden daha çok yaşayacak, sandalyenin üzerinde asılı kalacaktı. Bir elbise kadar yerim olmayacaktı artık… Çok zor geldi en başta. Hastalığı kabullenemedim. Hastalık değildi aslında kabullenemediğim. Ölmek ve ona bu kadar yakın olmak ürküttü beni… Adeta freni boşalmış bir kamyon yokuş aşağı gelmiş de çarpmıştı bahtıma.
Üzerimden kamyon geçmemişti aslında, üzerimden hayat geçmişti benim. Ben hayatın altında kalmıştım.
Korktuğum başıma gelmişti. İnsanlar çift yaratılmamıştır ama kaderleri birbirine benzeyen onlarca insan vardır dışarda. Bizim ailede de tümör tanıdık bir düşmandı. İnsan bilmediği düşmanından korkar normalde. Ama bize yabancı olmayan bu düşman da bizi fazlasıyla ürkütüyordu. Çünkü düşmanın amansız güçlü silahları vardı. Ateş aldığında koca bir kuyuda buluyordun kendini.
Kuyu Yusuf’un kuyusu değildi. Ben de Yusuf değildim. O yüzden bu kuyu aydınlığı değil karanlığı, umudu değil yüzleşmeyi veriyordu insana. Gerçeğinle yüzleşmeyi, ölümünle yüzleşmeyi.
Kabul etsem de etmesem de ya bu hastalık beni ele geçirecekti ya da ben teslim olmuyorum deyip yakacaktım tüm gemileri.
Hastaneden çıktığımdan beri kaç adım attım, kaç saattir yürüyorum, bilmiyordum. Hava kararmıştı. Kilometrelerce uzaklaşmam gerekirdi kendimden. Ben ise bir metre yol aldığımı düşünmüyordum. İnsan, başına bir bela geldiğinde olumlama yeteneğini yitiriyor. Varsayıyorum, bir hastalık sonucu ihtimaller arasında felç kalma riski yoksa dahi beyin bunu bir yerlerden bulup çıkarıyor, en kullanılmaması gereken yerde sanki gerçekleşme ihtimali en güçlü sonuçmuş gibi önüne koyuyor. Benim ise korkum ölmek değildi aslında. Anne olmadan önce ölüm karşısında korkudan tir tir titrerdim. Ama anne oldum sonra. İnsan anne olunca süper kahraman gibi bir şey oluyor. Bu süper kahramanın amacı dünyayı kurtarmak değil ama, onu başka kahramanlar yapıyor zaten. Onun tek görevi mini minnacık bir dünyayı inşa ve imar etmek.
Kızım daha çok küçüktü. Kötülüğün her geçen gün güçlendiği bir dünyada, onu nasıl yalnız başına bırakıp gidecektim? Asıl soru buydu. Ölümü kendime anlatabilirdim ama kızıma hangi oyunla annesinin öleceğini anlatırdım. Çocukların hangi oyununda süper kahramanlar ölür, bilmiyordum. Çok korkuyordum. Bazen miras olarak yer yurt kalmaz atadan. Bazı insanlar için en büyük miras kaderleridir. Bahtsız kaderleri, ayrılık hikayeleri… Annemi de beyin tümöründen kaybettim ben. Şimdi düşünüyorum da acaba annem de ölmeden önce kızına bu mirasın geçme ihtimalini düşünüp korktu mu? Bu korkuyla nasıl başa çıktı? Bunun için Tanrı ile pazarlık yaptı mı? Biliyorum, tümör kalıtsal değildi. Ama bilimin uğramadığı yerler de var bu coğrafyada. Anne kalbi mesela, bilime bakmaz, hissiyata bakardı. Bu yüzden korktum. Çocuklar kendi kaderini yaşamalıydı, annelerininkini değil…
Kader iç içe geçmiş aynaydı. Belki de annem beni görmüştü aynada. O yüzden kırmıştı aynayı. Ayna dağılınca kaderin bin parçaya ayrılıp beni bulamayacağını ummuştu. Ama tam tersi olmuştu. Belki de kanser tek parça iken sırf bir yumrukla bin parçaya yayılmıştı.
İnsanın istediği kadar güçlü kolları olsun, kabul etmeli, kaderi alt edemeyeceğini.
Ben Füruzan. Kırık aynanın varisi, kızımın süper kahramanı, annemin ay suyuyla yıkadığı… Kaderimi değiştirecektim. Elektrikleri kesilmiş yıldızlar mezarlığına gömülmeyecektim.




Cevapla
Want to join the discussion?Feel free to contribute!