bir ışıklı merdiven

Ah o umut! O hiç sönmeyen ama gerçekleşmeyen korkunç umut!
Cengiz Aytmatov

Kentin gri ve soğuk sokaklarında, kışın dondurucu esintisiyle titriyor, yalnızlıkla iç içe geçmiş bir şekilde ilerliyordu. Şehrin soğuğu, kırılgan bedenini sarmalarken, içindeki buz gibi duyguları daha da derinleştiriyordu. Her adımında, çığlık atan rüzgarın içinde kaybolmuşçasına hissediyordu kendini. Gökyüzü, gri bulutlarla örtülüydü, güneşin ışıkları karanlıkta kaybolmuş gibiydi. Onun için hayat, sonsuz bir kış gecesine benziyordu; hiç bitmeyecekmiş gibi görünen, her geçen gün, içindeki sıcaklığı ve ışığı çalmaya devam eden bir geceye…

Hangimizin hayatında hırsızlar altını değil de ışığı çalardı?

Bir seferinde, içim sonsuzluğa giden kara bir delik gibiydi demişti, sanki evrenin şifresini içinde saklıyordu, sanki görünmeyeni görse insanlar yeni bir çağ başlatacak gibiydi. Adı gibi, hayatına baharı getiren bir çiçek gibi görünmesine rağmen, aslında içinde kopmaya fırsat bulamamış bir fırtına vardı.

Uyanıyordu, çalışıyordu, uyuyordu, uyanıyordu, çalışıyordu… Ekonomik kriz değildi yaşadığı, bir ruh kriziydi adeta, tekdüze yaşamın vurucu etkisiydi, ölüm gibi bir şeydi ama ölmek rutine dahil olmadığından onu bile beceremiyordu, ölemiyordu…

Aynada denk gelmişti kendine… Ayna, ona, yüzünün sadece bugünü değil, geçmişi de yansıttığını fısıldıyordu. Gözlerinin derinliklerinde, geçmişin hüzün ve mutluluk dolu anları dans ediyordu. Bir zamanlar o gözler, coşku dolu gülüşlerle parlamış, hayatın en parlak anlarını yansıtmıştı. Ancak şimdi, o parlaklık solmuş, yerini fersude bir hüzün almıştı. Gözlerindeki hüzün, geçmişin yaralarını hala taşıyordu, kayıp zamanın acı hatıralarıydı adeta. Dudaklarının kenarındaki hafif tebessüm, geçmişte yaşanan anıların tatlı izlerini taşıyordu. Bir zamanlar o dudaklar, sevdiklerine, hayata ve geleceğe dair umut dolu sözler fısıldamıştı. Ancak şimdi, sessizliğin yükünü taşıyan birer mühür gibi, onu sıkı sıkıya kapatıyordu. Saçları, zamanın akışıyla birlikte renk değiştirmiş, her bir telde yaşamın iniş çıkışlarını taşıyan izler belirmişti. Bir zamanlar o saçlar, özgürlüğün ve gençliğin simgesi olmuştu, rüzgarın özgür dansı gibi serbestçe savrulmuştu. Ancak şimdi, yıpranmış ve kırılgan bir şekilde, geçmişin yükünü taşıyan birer hatıra gibi duruyordu. Maysa, aynada gördüğü yüz ile uzun bir sohbetin ardından, kendi ruhunun derinliklerine dalıyordu.

Geçmişin acılarını ve sevinçlerini yeniden yaşarken, kendi kimliğinin izini sürmeye başladı. Belki de gerçek kendisini bulmak için, bu koca yalnızlığın labirentlerinde yol almak zorundaydı, belki de zamanın bir yerinde parmak izleri kalmıştı, belki de hayat yeri inceleme, güvenlik çemberine alarak saklamıştı asıl benliğini.

Gözlerini aynadan ayırmadan, geçmişin yankılarını ve geleceğin umutlarını bir arada taşıyan yüzünü gözlemlemeye devam etti, yolun sonu kime çıkıyordu, ya olduğu ile bulduğu farklıysa, hangisini seçecekti?

Ruhu hüzne bulanmıştı bir kere. Hiçbir zaman gerçek aşkı bulmamış olmanın getirdiği boşluk, onu içinden çıkılmaz bir karanlıkla doldurmuştu. Her gece, yatağına uzandığında, yalnızlığın ağırlığı onu sarmalıyordu ve kalbinde bir eksiklik hissiyle uyuyakalıyordu.

Dünyaya olan inancını yitirmiş, insanlarla arasına duvarlar örmüş, duygularını dışa vurmaktan hep kaçınmıştı. İçindeki boşluğu dolduracak bir şey arıyordu, ancak ne Allah’a yakın olabilmişti ne de dünyaya. Her ikisine de yabancıydı, kaybolmuş bir ruh gibi dolaşıyordu etrafta. Gündüzden kaçıyor, hep geceye sığınıyordu. Gecenin sessiz karanlığında, ruhu adeta bir fırtına gibi kuduruyordu. Kızgınlığın kasvetli bulutları, gökyüzünü kaplarken, kalbindeki öfke ve isyan, onu karanlığın derinliklerine sürüklüyordu. İçinde yankılanan rüzgarlar, kırık bir kalbin kıyılarına vururken, umutsuzluğun acı dalgaları kıyıları aşındırıyordu. Gözyaşları, sessizce döküldüğü gecenin içinde kaybolurken, yüreği paramparça bir harabeye dönüşüyordu. Ancak, her fırtınanın ardında bir sessizlik saklıydı. Maysa, bazen bu sessizliğin kucaklayıcı sakinliğine, yalnızca yıldızların sessizliğinde bulduğu huzura sığınıyordu.

Yıldızlar, karanlık gecede kaybolmuş bir geminin pusulası gibi, ona yolu gösteriyordu. Dualar, sessizce yükseldiği gecenin göğsünü delip yıldızların arasında yükselen ışıklı bir merdiven gibi, Allah’a yükseliyordu.

O anlarda, içindeki fırtınaların dindirilmesi için kudretli ellerden bir dokunuş istiyordu. Allahım diyordu Allahım, sar beni… Kırık kalbi, O’nun sevgisiyle sarılmış bir çocuğun masumiyetiyle titriyordu.

İşte böyle zamanlarda, o ışıklı merdivenlerden umut iniyordu. Belki de bir gün, dinecekti içindeki fırtına ya da kopacaktı. Belki de hayat, ona beklenmedik bir şekilde bir umut ışığı gönderecekti, gönderdi de…

Gündüzden kaçmayı bırakmış, geceyi tek sığınılacak liman olmaktan çıkarmıştı, bir değişimin habercisi idi bu durum. Sanki baharın müjdecisi olan hafif bir esinti, onun donmuş kalbini ısıtmaya başlamıştı. Kışın soğuk ve karanlık örtüsü yavaş yavaş çözülürken, içinde uzun zamandır kaybolmuş olan bir umut filizi filizlenmeye başlamıştı. Toprak ana uyanmıştı artık… Gözlerindeki hüzün bulutları yavaş yavaş dağılıyor, yerlerini bir gülümseme almaya başlıyordu. Her geçen gün, karanlığın yerini aydınlığa bıraktığını hissediyordu. İçinde biriken kırgınlıklar ve hayal kırıklıkları, baharın tazelenen yeşilliği gibi yeniden canlanıyordu. Artık kendi içindeki sıcaklığı ve ışığı hissediyor, umut dolu bir geleceğin mümkün olduğunu biliyordu. Geçmişin yükünü sırtından atıyor, geleceğe olan inancını güçlendiriyordu. Kendi gücünün ve direncinin farkına varıyor, hayatın sunduğu yeni fırsatları keşfetmek için hazırlanıyordu. Artık yalnızlık onu korkutmuyor, çünkü içinde yeşeren umut filizi, onu yeniden hayata bağlıyordu. Kışın ardından gelen bahar, Maysa’nın kalbinde yeni bir başlangıcın habercisiydi. Geleceğe olan umudu, onu adımlarını daha cesurca atmaya teşvik ediyor, hayatın sunduğu güzellikleri keşfetmek için sabırsızlanıyordu.Maysa, kışta açan ilk çiçek oluyordu…

Sahi, cemre sadece suya, toprağa ve havaya mı düşerdi? İnsan ruhuna düşseydi cemre, üşümesi geçer miydi insanın?

2 cevaplar

Cevapla

Want to join the discussion?
Feel free to contribute!

Bir cevap yazın

E-posta hesabınız yayımlanmayacak.