sevgisizlik reçetesi
Ben şuna inanıyorum, sevgi insana her şeyi yaptırabilir, bir de sevgisizlik.
José Mauro de Vasconcelos
Gözlerinde gördüm. Freni boşalan kamyonu görmüş gibi bakıyorlar suratıma. Umutsuzca bekliyorlar, bir an önce vurmamı, devrilmemi, yok olmamı… Ben, insanlar için baştan aşağı hayal kırıklığı oldum, biliyorum. Olmadı, başaramadım. Böyle olmamın birçok nedeni var aslında. Ama en önemlisi ve en büyük olanı sevgisizlik diyebilirim. Sevilmedim, sevemedim, sevecek huylarla donatamadım kendimi.
Ruhum yetim kaldı benim.
Hani bazen, evde ekmek yenmez, unutulur, katılaşır, kaybeder yumuşaklığını ama küflenmez de, atmaya kıyamazsın çöpe, sende çöp kutusunun yanına bırakır günah çıkartırsın, bir sokak hayvanı ya da evsizin biri gelip alsın yesin diye. İşte dünya için ben, o çöp konteynerin yanına bırakılan bir parça ekmeğim. Olsam da olurum, olmasam da… O ekmek kaç günde küflenir bilmem ama benim ruhum çoktan küflendi. Kalakaldım ortada, benim için sevgisizliğin bütün yolları hep aynı yere çıkıyor artık, yani bana, katran karası yalnızlığıma…
Ne freni boşalan kamyondum aslında ne de duvara toslamıştım, devrilen hayatımdı, hayatımın insanlarıydı… Her biri geldi son sürat hızla, vurdular bahtıma… Sanki ellerinde bir cetvel, bir yaşam ölçer vardı adeta, her vurduklarında ölmüyordum, ölmekten beter oluyordum. Ruhum, ne zaman çiçek açmaya yeltenmiş bir ağaç olsa, budadılar dallarımı, ne çiçek açabildim ne de böyle sulu sulu kızarmış hayaller verebildim insanlığa.
Ben, geç kalmış bir ilkbaharın kış türküsü olarak kaldım sadece kulaklarda…
İtiraf etmeliyim, benim de suçum vardı bu yalnızlıkta… Yalnızlık, ilk başta ısıttı içimi, sevdim kendimle kalmayı. Harlayan ateşe, odunları kendim taşıdım. Sonra o kadar büyüdü ki ateş; dost görünümlü düşmanım oldu, yakmaya başladı beni… İnsanlar, doğal olarak kaçtı yanmaktan, birkaçı su taşıdı aslında, söndürmek istediler yalnızlığımı ama onlar ne kadar su attılarsa, inadımdan, ben de o kadar odun attım ateşe, sonra dayanamadılar, kaçıp gittiler onlarda. Üşümeyeyim diye çıktığım yolda buz kestim. İnsan, ateşin içinde donar mıydı? Donardı elbet, havale geçiren, ateşi yükselen bütün hastaların, üşüyorum deyip ekstra battaniye istemesi her çocuğun geçmiş çığlığı değil miydi? Şimdi, hangi battaniye dindirirdi ki üşümeyi?
Cehennemin ateşi hangi su ile sönerdi?
Kavgam büyüyor zannediyorlar içimde, büyüyen ne idi bilmiyorum ama küçülen bendim. Her geçen gün siliniyordum günlerden. Her geçen gün azalıyordu adımlarım, kapılar bir bir kapanıyordu suratıma. Şairin, iki kapılı bir han diye bahsettiği benim dünyam olamazdı. Küçük bir ceza evine dönüşüyordu yaşamım. Suçum sevilecek bir yanımın olmamasıydı…
Yazgım, kalemimi kıralı çok oldu, yasalarda sevgisiz büyüyen çocukların, meşru müdafaa kapsamında olduğu da yazmıyordu…
İyi bir avukata verecek param da yoktu… Cebimde düşlediğim ve bana sorulmayan hayallerimin bir listesi vardı sadece. Her geçen gün listedeki bir hayal öldürülüyordu. Anlayamıyordum, kader düşlerim için zahmete girip kiralık katil mi tutmuştu acaba? Sahi, hayallerin var mıydı zaman aşımı?
Rahmetli ninem, canın çıkmadığı yerden umut çıkar derdi ve eklerdi, sen ki hangi yaşta olursan ol, ne ekersen onu biçersin torunum, derdi. Ben, belki de ateş ektiğimden, yalnızlık biçtim şimdiye dek. Ya değişseydi tohumlar? Su eksem, büyür müydü ki kalabalıklar? Söner miydi ateşim? Doğru hapı bulmak, kendini bulmaktan neden bu kadar zordu?
Sahi, bir bir yüzüme kapanan kapılar açılırsa yeniden, kapanır mıydı sonsuza dek cehennem? Cehennemin yangın söndürme tüpü, sevgi miydi?
Cevapla
Want to join the discussion?Feel free to contribute!




Muhammet Çinkılıç
Sevgisiz büyüyen çocukların yarasında galiba şifası ama onlar yanlış yere bakıyorlar
Elinize sağlık hocam, yine her zaman ki gibi tek tek kelimelerin altında hangi sevgi veya sevgisizlik yatıyor, onu arıyoruz
Hocam artık kitabınızı alıp imzalatmak istiyoruz.
Canın çıkmadığı yerden umut çıkar. Ne güzel bir cümle… Kaleminize sağlık hocam