insan ne taşır içinde?
Beni yüzüstü gömün. Çünkü yeterince gördüm!
Hakan Günday
İtfaiye ekipleri beni o cehennemden çıkarmıştı ama cehennemi içimden çıkaramamıştı. Yanacaktım. Kaçış yoktu. Dışarıdan hiçbir alev gözükmeyecekti belki de… Bakraçla su taşıyanım olmayacaktı o yüzden. Ama ruhum toprak olana dek yanıp kül olacaktı. Ruhum yanıyor diye yardım çığlıkları isteyecek yüzüm de yoktu sevincim de… Hak etmiştim. Hayatın, merhamet yoksunu bir düşmandan farkı yoktu bazı vakitlerde. Bir an boşluğuma gelmişti hayat. Taklalar attırmıştı bana. Hayatım, taklaya gelmişti anlayacağınız… Takla atan araba değildi. Takla atan dünyamızdı. Benim dünyam, nişanlımın dünyası… Dokuza yakın takladan sonra durabilmişti araç. Sıkışıp kalmıştık içinde. Nişanlım ses vermiyordu. Kaşının üstünden aşağıya doğru kanlar akıyordu sadece… Öyle bir sessizlik vardı ki aracın içinde, kanın akış sesi, desibel rekorları kırıyordu adeta. Her bir damlasının gürültüsüyle bir mahalle sağır olurdu. İnsanın en büyük çaresizliği, çaresiz olduğunu anladığı andı. Ayaklarım sıkışmıştı. Hareket edemiyordum ben de… Sonra yoldan geçen araçlar görmüştü bizi… Durup yardıma gelmişlerdi.. Açılmıyordu, açamıyorlardı, kapılar sıkışmıştı… Onlar dışarıda, biz cehennemde kalmıştık. Siz, hiç zaman genleşmesi diye bir şey duydunuz mu? Bir saniyenin yıllara, bir dakikanın bir asra denk geldiği zamanları?
İşte, arabanın içinde zaman akmıyordu, arabanın içinde akan tek şey kandı. Kan ve gözyaşı… Kanayan nişanlımdı, kanı çekilen bendim… Hayat, birkaç saniyede, ot bitmez kervan geçmez bir çöle dönüştürmüştü beni. Kupkuru kalmıştım…
Hayat, anlardan oluşuyordu… Birbirine sevgiyle bağlı anlardan. Ne kadar an bağlayabilirsen birbirine, o kadar sevgiyle yaşamış oluyordun. Sevgi, hayatın eklem sıvısıydı adeta. Ne zaman ki sevgi biter, çatırdamaya başlardı hayat. Hareket edemez olurdun. Kalırdın yerinde. İşte, böyle bir anın tam ortasındaydık bir saat önce. Sıcak denizlere inme hayaliyle çıkmıştık yola. Ruhumuzu güneşe görücüye çıkaracaktık. Uyku sersemliği ile hiç konuşmadık nişanlımla başta. Yol da uzundu hayat gibi. Yol da hayat gibi anlardan oluşuyordu… Sessiz kalınan anlardan, dibine kadar sohbet ettiğin anlardan, bağıra çağıra radyodan yükselen şarkılara eşlik ettiğin anlardan… Yolun en güzel yanı, susulan anlarda, sevgilinin yüzünün sana dönük olmasıydı. Yarı uyanık yarı baygın bir tebessümle, gülümseyen bir çift gözün bakışları üzerimdeydi. Benim gözüm ibredeydi: 120, 130, 140 km… O, bakışlarıyla anı yavaşlatmak istiyordu, tadını çıkarmak… Ben ise hızlandırmak istiyordum, ibre 150 km… Benim tek derdim sıcak denizlerdi. O ise yolculuğun keyfini çıkaranlardandı. Yolun getirdiklerine, yol kadar değer verirdi. Yanı başımızdan geçen araçları, içindeki insanların hikayelerini merak ederdi. En sevdiği manzara denizin, güneşin ve yeşilin birleştiği yerdi. Yavaşla derdi, yavaşla… Ben ise sanki ayağımı gaz pedalından çekersem yetişemeyeceğim zannederdim, geç kalacağımızı düşünürdüm. Bir kere çekebilseydim ayağımı pedaldan, basabilseydim frene, anlardım hayatın yolda bulunmak olduğunu, yolu bitirmenin ise ölüm olduğunu… Şimdi, ne çok isterdim yarışı sonda bitirmeyi, ayağım frende olsaydı keşke, eksilseydim sol şeritte giden araçlardan. Kendimi, en sağ şeride atabilseydim, seyretseydim manzarayı… Yanımda, yarı baygın yarı uyanık kadının gülüşünü, ağız dolusu çekseydim ciğerlerime… Bir bayram sabahına dönüştürseydim arabayı… Ama hız göstergesi 160 km’yi gösteriyordu.
İnsanın çocukken öğrendiği davranışlar, ilerleyen zamanda ya hayatın getirisi oluyordu ya da götürüsü…
Araba kullanmayı amcam öğretmişti bana. Amcam ki hayatı boyunca hiçbir yere geç kalmadığı halde, geç kalma telaşıyla dolup taşan bir insandı. O yüzden öğretirken araba sürmeyi bana:
”- Yeğenim, ayağın hep gaz pedalında olsun. Dünyanın hızına yetişmemiz lazım.” derdi. Kim yetişmiş ki dünyanın hızına biz yetişelim amca, diyemedim. Amcamın o tavsiyesi günden güne korku büyüttü içimde. Geç kalma korkusu… Hep beraber bir yarıştaydık. Dünyayı yakalayacaktık. Yakaladığımızda, ne olacağını kimse bilmiyordu. Sadece ve sadece gaz pedalında idi sağ ayağımız. Bastıkça basıyorduk gaza. Sen istediğin kadar hızlan, hayallere giden yollara radarlar kurulmuştu. Hızlı hayallerin, para cezaları da yüksek oluyordu. Bir de bunca yola benzin nasıl yetişirdi? Hedeflerimizi yılkı atlarına bindirmişler koş demişlerdi. Koş! Bizi de peşinden sürüklemişler, gazla ve yakala demişlerdi…
Hiçbir çocuk, ebeveynlerinin kaderini kovalamak için gelmemeliydi dünyaya. Bu kader sarmalını biri kesmeliydi. Hangi bıçak keserdi ki kaderi? Yoksa devam edecekti, fotokopi makinasından çıkmış kaderler dağıtılmaya; dededen oğula, oğuldan toruna… Sıradaki gelsin diyordu noter. Basıyordu alna mührü, kocaman harflerle yazıyordu: Aslı gibidir!Oysa insan, aslını yaşamayı bilmiyordu…
Beni çıkardılar araçtan, nişanlım kaldı içeride. Aracı alevler sardı. İşte, benim yüzü yediveren sevgilim yandı o araçta. Benim suçumdu. Amcamın suçuydu. Ona hızlı gitmeyi öğreten ataların suçuydu. Ama nişanlımın hiçbir suçu yoktu. Beni sevmişti ve bana eşlik etmişti sadece. Hangi sevmenin bedeli cayır cayır yanmaktır? Allahtan tek duamdı takla atarken çoktan nefesini vermesi. Zira dayanamam, canlı canlı yanma ihtimaline… Bu yüzden, insan cenneti de cehennemi de taşıyor içinde… Her gün vicdanım bilmem kaç bin derecede pişirecek beni. Pişirsin de…
İnsan yaptığı her şeyin bedelini ödemeli. İyiliğin de, kötülüğün de…
Dünyanın hızına yetişememiştim ama dünyanın sonuna dünyadan önce gitmiştim. Kadere bak be!
Cevapla
Want to join the discussion?Feel free to contribute!




Hocam kaleminize sağlık. Geçişler, gelmiş muhasebesi harika olmuş. Kaleminiz güçlü kalsın
İnsan yaptığı her şeyin bedelini ödemeli. İyiliğin de, kötülüğün de… Keşke herkes yaptıklarının bedelini ödese. Kaleminize sağlık…
İnsan nasıl kader sarmalından nasıl çıkar hocam?
Yakın bir arkadaşım böyle bir şey yaşamıştı. Allah sabır versin çok acıydı…
Tebrikler kardeşim
Tayfun hocam kaleminize sağlık. Bu hikayenin devamı gelsin lütfen
Allahtan tek duamdı takla atarken çoktan nefesini vermesi. Hocam bu cümlede nefesim kesildi. Allah düşman başına vermesin böyle bir duayı.
Hikayeniz ağlattı zihninize yüreğinize sağlık Rabbim kimseye böyle bi acı pişmanlık yaşatmasın…
Eline kalemine sağlık