saryalı hidayet

                                                                                                     Bu bir mektup olsaydı
Seni güldürürdüm mutlaka
Fakat bu bir şiir, bağışla…
                    Haydar Ergülen

-Sarya Öncü?

–Evet, benim buyurun.

-Şuraya imza atar mısınız? Mektubunuz var.

Attım. Hiç düşünmeden. Aldıktan sonra bıraktım bir köşeye. Önemsizdi. Hidayet gittiğinden beri anlamı yoktu mektupların. Yığınla duruyorlardı masanın üstünde. Birini de alıp okumadım. Okumam da… Çünkü Hidayet öldü. Satır aralarından çıkıp gelecek, dudaklarıma bir buse konduracak adam yok artık. Mektubun sonuna doğru gelindiğinde dünyanın sonuna gelmiş gibi hissedeceğim mısralar yer almıyor zarflarda. Oturdum sandalyeye. Bir şey oldu. Bir koku duydum. Yasemin. Hidayet. Mektup. Olamazdı. Yasemin çiçeği Hidayet demekti.  Allah’ım aklıma mukayyet ol. Deliriyor muydum? Aklımda akla hayale sığmayacak ihtimaller. Saçmalama Sarya, öldü Hidayet’in. Yıkandı, kefenlendi. Konuldu tabuta. Boylu boyunca uzandı musallada. Yağmurlu günde koydun toprağın altına ya.  Hatta tek kişilik hücreye alındı demişti imam efendi, hatırlasana. Sakin ol. Saçmalama. Ama Yasemin. Ama burnumda tüten bu koku… Bulmalıydım. Bugün gelen zarfa ilişti gözüm. Elime aldım. Sıcacıktı. Cerrahi bir operasyonla, doktorun nakil için eline aldığı kalp misali atıyordu zarf. Siz hiç avuç içinden baktınız mı nabza?  Yüz otuz, yüz otuz iki… Nabız çok yüksek. Hastayı kaybediyoruz. Paketi açtım. Yasemin kokusuyla doldu masam. Hidayet’ten sonra ilk kez bu sabah yaşadım. Nabız yetmiş altı. Korkum heyecanıma karıştı. Avucumda kelebek varmış misali yavaşça aldım zarfı. Allah’ım! Yaşıyor. Gönderen Hidayet. Hayır, hayır Sarya!  Öldü Hidayet. Gördün. Yaşarken öptüğün gibi öptün ölüsünü. Gözleri kapalıydı. Ama Hidayet beni öperken gözlerini hep kapatırdı… Çünkü kalbiyle öpenlerin, kalp kirpiklerinin açılabilmesi için göz kapaklarının kapalı kalması gerekirmiş. Yapma Sarya, öldü Hidayet. Tatsız bir şaka olmalı. Ama Hidayet’ten başkası bilmez ki yaseminleri çok sevdiğimi. Güzel kokulum deme yöntemiydi yasemin Hidayet’in. Yaseminli, çok seviyorum seni. Soruları bir kenara bırakmalıydım.Zarfı açtım. Hasta geri döndü:

” Saryam,

İlk mektubumu yazar gibi başlıyorum yirmi birinci mektuba. Bilirim, bundan önceki yirmi mektup zarfını hiç açmadın. Çünkü duyuramadım kokumu. Öylece bırakıverdin masaya. Ne kadar yazdımsa taşmadı mürekkep gibi zarftan yasemin kokusu. Haziranı bekledim. Bilirsin yaseminler Haziran’da açar. Gözyaşların değiyor bundan önceki yirmi zarfa. Şimdi duyuyorsun dimi? Baranı göğsünde hisseden her zarfta yaseminler açmaya başlıyor. Geldik Sarya, sana geldik. Biz haziran, biziz yasemin! Abı hayat gözünden süzülüyor. Ağlama yaseminli yârim, dayanamam. Gözünde tut yağmurunu. Bilirsin ıslanmaktan korkarım ben. Yine bir hazirandı kardeşimi sele kurban verdiğimde. Yaz yağmuru demişlerdi. Yaz yumruğu gibi gelmişti bana. Tek vuruşta indirmişti. O günden beri yağmurlu bir günde çıkamam dışarı. Perdeleri kapatırım. Evin en karanlık noktasında başımı dizlerimin arasına alır, ağlarım. O gün selde kardeşim gitti ama ben her yağmur yağdığında kendi gözyaşımda boğulurum. Ben yüzme bilmem Saryam, boğulmaktan korkarım, n’olur seline kurban verme beni.

Dumanlar yükseliyor kalbinden Saryam. Dumanlar sarıyor etrafı. Hasret bacasız evlerde takılı kalıyor, kaplıyor duvarları.

Ben de Saryam ben de özledim. Şimdi içinden nasıl, nasıl olur diyorsun? Ölüler konuşamaz dirilerle diyorsun. Evet, ölüler konuşmaz ama ölenler mektup yazabiliyor Saryam ölmeden önce ölebilirse insan. Hem ayrıca âşıklar ölmez değil mi Sarya? Bilmiyorsun. Adını ezberlettim burda yatan herkese. Saryalı Hidayet diye biliyorlar beni. Sarya’yı memleketim zannediyorlar. Ben de alıştım artık nerelisin sorusuna Saryalıyım demeye. Sarya’nın neresinden diye soruyorlar. İçinden diyorum, içinden. Memlekettin sen Saryam, anlasana. Yıllarca gurbette kalmış bir alamancı misali, vatana döndüğünde arabadan inip toprağı öper gibi öptüm ellerini Saryam, işte bu satırlarla. Döndüm Saryam. Gitmek yok artık. Kalmak var. Özlem yok. Vuslat var.

Yazıyor, yazıyor! Memleket hasretine dayanamayan Saryalı Hidayet’in memlekete döndüğü yazıyor!

Dumanlar yükseliyor kalbinden. Hasret bacasız evlerde tütüyor Saryam, kaplıyor duvarları. Saryam içine bak, kar yağıyor. “

0 cevaplar

Cevapla

Want to join the discussion?
Feel free to contribute!

Bir yanıt yazın

E-posta adresiniz yayınlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir