kırım var!
Ama yokuz bunu ağla artık
Ah Muhsin Ünlü
Kontrolden çıktım. Bu yüzden buradayım. Odamdan çıkmamalıyım. Soluklarım azaldı, nefes alıp vermeler değiştirmiyor gerçeği. Bu yüzden pencereme parmaklık çizmek zaman aldı. Gözü kapalı bir huu… Özgürlüğe hep beraber bir huuu. Zil çaldı. Az önce yerimi ifşa ettim. FBI, CIA ve Türk istihbaratı nerede olduğumu biliyor artık:
“- Ketenperi Mahallesi, Karden Sokak, No:7/25 Piyer/İstanbul adresine bol malzemeli, az biberli orta boy bir pizza rica edebilir miyim, kapıda ödeme yapacağım, post cihazı da gönderebilir misiniz, teşekkür ederim…”
Geçmişle alakalı hesapları da tek çekimde ödeyebilmek mümkün olsaydı keşke. Belki acıtırdı, altından kalkmak zor olurdu belki ama biterdi. Günlerimi, aylarımı vermek yerine oldu bittiye getirebilirdim zamanı. Belki cezam daha az olurdu. Kendi zindanımda kendimi aç bırakmazdım. Pizzayı kime söyledin? Kandırma insanları. Tutukluysan bir şeyleri elde etmek için rüşvet vermen gerekir. Gerçi rüşvet değil bu; hak ediş. Çünkü mahpusta olana, hakları ücreti mukabilinde verilir. Pencereye konan kuşlarla bir anlaşma yaptım. Az biberli, bol malzemeli orta boy bir pizza karşılığında bana dışardan haber getircekler. Ucuz bir anlaşma oldu benim için. İçerde olsan bile dışında kalamıyorsun hayatın. Bilmek istiyorsun. Kimler hangi dönme dolaplara biniyor, kimler kimlerin gözyaşında boğuluyor bilmek istiyorsun. Çünkü bilmek güçlü kılıyor seni. Ama ben güçlü olmak için yapmıyorum bunu. Kuşların getirdiği her bilgi beş para etmez kötülükler barındırıyor, banka soygunları dışında. Bir de otel soygunları var. Kameralar var. Soyan belli, soyulan belli. Ama kimse görmüyor. Kimsenin dili yok bağırmaya:
“- Soygun var!!! Ruhumuzu soyuyorlar. Bir şey var bizi biz yapan. Onu alıp gidiyorlar. Yerine imitasyonunu bırakıyorlar. Kimsenin ruhu bile duymuyor. Çünkü bu kulaklar bizim değil. Çünkü kimsenin gücü yok sahtesiyle gerçeğini ayırmaya…”
Kontrolden çıktım derken gerçek manada kullandım kontrolü. Herkesin batıya yöneldiği bir dünyada yüzümü çevirdim doğuya. Çevirmek istedim. Yüklediğim tüm anlamları ikinci bir emre kadar geri çektim. Toz pembe oldu her şey. Kayboldu o şatafatlı görüntü. 720 p gitti. Yerine bant yayın girdi. Yedi milyar insanın içinde olduğu bir bant yayın…
Ben renkli televizyon ürünü değilim. Ben analog kumanda ile kontrol edilecek bir oyundaki hero değilim.
Ahlaki davranmak zorunda değilim. Doğru kararlar almak zorunda değilim. Latte içmeden bir gün geçirebilirim. Yaşamak için emeraler olmasına gerek yok. Hiçbir şeyi size ispat etmek zorunda değilim. Sadece insanım… Etten kemikten ötesinde ruhtan ibaretim.
Kuşlar benim şeytanım. Bu yüzden sol elimle besliyorum onları. Getirdikleri her bilgi iyi dedikodu malzemesi… Getirdikleri her bilgi 21.yüzyıl ruhkırımı… Soykırım diyemem buna. Çünkü dünyada benden bir tane var. Benim soyum ne idüğü belirsiz bir soy değil. İnsanım. Ama ruhkırım.
Bu dünya akşam eve varamadan metroda, vapurda, arabada öldürüyor insanı. Üç artı bir mezarlıklarda çekiyoruz kabir azabını.
Karacaahmet mezarlığından farkı var tabi. Orta Asya’da ki eski Türk geleneklerindeki kurgan gibi daha geniş mesela. Tepemizde tahtalar yok. Beton var. Tahtalı köyü boylamadık henüz ama beton tavanlı olanı boyladık. Arada yemek yemek, duş almak da mümkün. Lakin Karacaahmet’le bir ortak yönü var bu köyün. Her ikisinde de yılanlar kemiriyor bizi. Kafamızın içindeler. Karacaahmet’te etimizi kemiriyorlar, burda ruhumuzu. Orada sürüngenler, burda iki ayaklılar. Yeryüzü sanki yer altının kemirilmemiş hali…
21.yüzyıl;dışarda soykırım var, içerde ruhkırım… İyi seyirler bayım.




Cevapla
Want to join the discussion?Feel free to contribute!