avukat
Kazanan kraldır. Kanunu boşver!
David Baldacci
Elimden hiçbir şey gelmedi. Koridorun kenarındaki banka oturup gidişini seyrettim. Ne olduğunu şaşırmış, afallamıştı. Ağlamak istiyordu ama ağlarsa gerçeği kabullenmiş olacaktı. Gözlerinde pimi çekilmiş bir göz bombası vardı adeta, patlamamalıydı, sıktı kendini. Sormak istiyordu. Ama duymak istemiyordu. Çünkü cevabın soruyu es geçip özgürlüğüne saplanacağını biliyordu.
“ – Sadece ne, n’oldu şimdi dedi?
– Al şu parayı dedim. Bir hafta idare eder seni. Söylememi istediğin bir şey var mı yakınlarına?
– Arayamaz mıyım annemi, dedi.
– Mümkün değil, dedim.
– Ziyarete gelecek misin, diye sordu.
– Elbette dedim.”
Ve ellerinde kelepçe, iki polis eşliğinde götürüldü Müvekkil.
Herhalde avukat olmanın en acı faslı buydu. O kadar emindim ki iki sıfır biteceğine maçın ama bir şeyler oldu son anda. Çalınmayan düdükler, ofsayttan atılan goller… Hakemler hakkında konuşmak istemiyordum ama böyle de göstere göstere maç verilmezdi. Maalesef mahkeme salonlarında VAR yoktu. O yüzden itiraz etmek bir işe yaramıyordu. Müvekkil gitti. Ben kaldım. Yığıldım koltuğun üstüne. Kalmak yetmiyordu. Haber vermek gerekiyordu yakınlarına. Hastası ölüp bekleyenlere ne diyeceğini bilemeyen bir doktorun ne yaşadığını anlayabiliyordum o an. Evet benim müvekkilim hasta değildi. Ölmemişti de… Ama tutuklanmıştı. Giden sadece özgürlüğü değildi aslında. Deprem enkazından sağ kurtulup şükür dedikten sonra gerçeklerin bir bir yüzüne vurması gibi olacaktı. Kayıplar ardı sıra kendini gösterecek, eksile eksile kaybetmeyi öğrenecekti. Abisini aradım. Nasıl söyleyeceğimi bilemedim. Böyle durumlarda geveleyemiyorsun ağzındaki baklayı. Bir an önce tükürmek istiyorsun. Senden gitsin istiyorsun. Çok üzgünüm tutuklandı, dedim. Sustu, bir hıçkırık sesi geldi. Sustum. Kapandı telefon… Akşam vaktiydi, rüzgarlıydı hava…
Yine aynı yerden attılar golü, canım yandı. Ben ne zaman aynı köşeden gol yesem, savunmada kalıyorum.
Taksiye atladım. Terminale, dedim. Dayadım kafamı cama. Baktım. Müvekkilin bakmak isteyip de göremeyeceği ne varsa gömdüm içimin derinine. Gökyüzü tellerle çevriliydi artık. Güneş bir buluta gömülü… Adımlar sayılı, konuşmak on dakikalık yürüyüşler halindeydi. İçimi ihbar etmek istiyordum, bir enkaz kaldı içimde, zar zor nefes alıyordum.
Bir adam kaçtı sarı taksiyle şehirden. O adam avukattı.
Cevapla
Want to join the discussion?Feel free to contribute!




Güzel yorumlamışsınız
Ağzınıza
Yüreğine
Kalemine
SAĞLIK….