bahsi geçen cinayet

O bir yığın ölümden sonra bir hatırlamaya benziyordu. Sanki yüz binlerce ruh bir arâfta bekleşiyordu.
Ahmet Hamdi Tanpınar

Her an öldürülecek gibi hissediyordu kendini. Kapıdan içeriye biri girecek ve tek kurşunla bitirecekti işini, oracıkta can verecekti. Aylardan ekimdi, mevsim sonbahardı. Bu soğukta cenazesi kalabalık da olmazdı. Giderken cebine helallik koymayanı çok olacaktı. Oysa askere giderken bile yolluk olsun diye cebe birkaç kuruş sıkıştırılırdı. Kefenin cebi de yoktu. İmam efendi hiç olmadığı kadar atik davranacak, cenazeye yetişmek için yolda olanları dahi beklemeyecek, bir ikindi namazına müteakip defnedilecekti; belki de bekletmezler öğleden sonra hemen defnederlerdi. Ne fark ederdi? Zaman kavramı dünyaya aitti; Hidayet çoktan gitmişti. Mezar kazıcıları ölecek başka vakit bulamadı da bu soğuk sonbahar gününü mü buldu gavurun oğlu diye isyan edecekti.

Sonra birkaç omuz, beş on metre yol, iki metre boy, bir dikili taş, avuç içinde fatiha… Yıllarca emek verdiği hayatın kapanışı böyle mi olacaktı?

Söyleyecek çok şeyi vardı, geride çok şey kaldı…Hep yarın yarın diye geçirmişti dilinin ucundakileri. Şimdi bir cümlelik nefesi dahi kalmamıştı. Nefes alıp vermenin yaşamak olduğunu hiç düşünmemişti. Ama arada nefes almak da lazımmış diye geçirmedi değil fikrinden…Hayatı boyunca buna hep çok içerledi. Bilmezlikten geldi… Biraz daha yaşamak isterdi.

Mahalle baskısına Kocaman defansı yapmak isterdi…

Sevmek isterdi önünü arkasını düşünmeden, aklını susturup gönlüne yol vermek isterdi. Baharda açan Sarya olmak isterdi. Umut olmak isterdi. Sokakta, tenha bir köşede, kartonun üzerinde uykuya dalıp, her gece ölüme sarılıp, her sabah yaşama uyandığında şükreden kimsesizlerin kimsesi olmak isterdi. Elinden tutup hadi bize gidiyoruz evlat, demek isterdi. Milyonları olsun isterdi.  Aç olan patronları doyurmak… Bilirdi, önce zenginleri doyurmak gerekiyordu, önce zenginleri! Sıraya girip yaşlı teyzelere ekmek götürmek isterdi. Ayakları olmak isterdi çocukları büyüten tüm annelerin. İnsan olmak isterdi. Yeniden doğmak… Anasının kınalı kuzusu…

Bir anda büyük bir gürültüyle çıktı kafasının içinden Hidayet. Kahvenin açık penceresinden içeri giren rüzgâr masanın üzerindeki çay bardağını devirmişti. Yine bardakta durduğu gibi durmamıştı melet. Çaycı Kâmil ustaya seslenerek:

-Çaylar kalsın Kâmil usta, cenaze namazı kılınmamış bir ölü var musallada.

The last comment needs to be approved.
0 cevaplar

Cevapla

Want to join the discussion?
Feel free to contribute!

Bir cevap yazın

E-posta hesabınız yayımlanmayacak.