yaşamak bahçesi
Tanrı beterinden saklasın,
Beterin beteri var. Kötüyü çağırma torunum, derdi ninem.
Keşke, kötülük, sadece çağrılınca gelen bir kapıcı olsaydı…
Tayfun ÜZÜLMEZ
”- Tanrı bizi görüyor mu nine?”
– Tabi ki kuzum görmez mi, Tanrı, seni, beni, yaşayan her şeyi ve herkesi görür de duyar da…
– Annemin karşılığında ne verebilirim ona nine, annemi nasıl kurtarırım?
– Dua edeceğiz, torunum benim.”
– Tanrım, n’olur, annem yaşasın hep benimle…”
Hangi dua, ölümün elinden kurtarırdı ki yaşamı?…
Hayat, öyle ince bir çizgi de ki… Altının üstüne gelmesi bir anlık, bir saniye belki de… Yüzün gülmeye devam ederken, hüzün taneleri düşmeye hazırdı kalbe… Bazı gerçekler, hayatın tam orta yerinde, atom bombası gibi patlıyor. Geride kalan elbet oluyor. Eksik, yaralı, yarı canlı bir şekilde…
Kırık kalpler korosunun ağlaya ağlaya söylediği bir şarkıya dönüşüyor yaşamak.
Kanser sadece hücreleri ele geçirmiyor; kanser, koca bir aileyi, üç artı bir evleri, anıları, korkuları da ele geçiriyor. Herkes güçlü görünüyor sözde, ama ölümün mağlup edemediği hangi hayat var ki yeryüzünde? Galibi baştan belli bir maç bu, bizimkisi biraz daha uzatma süresi kazanmak sadece…
Tabelaya bak nine, Tanrı uzatmalar yok diyor!
Ölümün insanı bulması, eskiye nazaran daha kolay artık. Tüm adreslerimiz kayıtlı sistemde. Ölümün haberini, iadeli taahhütlü mektuplarla göndermek bile mümkün. Dünyadaki yerimiz bu kadar belirgin olunca, eskiye nazaran daha kısa olmaya başlıyor yaşamlar. Yoksa bir anne, bir baba yaşamalı en az yetmiş sene…
Kırk yaşında ölmek, yarım ekmek değil midir nine?
Kanser olduğunu öğrendiğimizde, ayakta kalan bir tek yine annemdi. Tanrı, anneleri öyle yaratmıştı ki, ölüm onlara bu kadar yakınken bile; onlar, kendi yokluklarında, kocası, çocukları neyi nasıl yaparlar diye dert ediniyorlardı. Ne kadar ömrü kaldığını bilmediğinden, bir an önce hazırlamalıydı onları, onun olmadığı yarınlara… Hiç ağlarken görmedim onu. Hastanedeki odası, küçük bir gösteri merkezine bile dönüşmüştü adeta. Dışarıdan sesleri duyanlar, ünlü bir komedyeninin tedavi amaçlı odada olduğu dedikodusunu bile yaymışlardı. Kahkahasını, öyle yerleştirdi ki kulağıma, şimdi onu tanıyanlar, onun gibi güldüğümü söylüyorlar, ne mutlu bana! İnsan, ölürken bile yaşamayı öğretir mi kızına?
Söylesene nine, kahkahalar zamanaşımına uğramaz değil mi?
Onu kaybedeli yıllar oldu… Maalesef, dualarım kabul görmüş dualar listesinde bulamadı yerini. Ben hala hayattayım, onun bedeni ise yerin altında… Ama hala çok yakınız… Aramızda en fazla iki metre falan var. Fısıldayarak konuşsam bile duyuyor beni… Ne zaman ki onunla bir derdimi paylaşsam çünkü, gece hemen geliyor rüyama, çözüyor derdimi. Anlıyorum, bazı duaların kabul metni istediğimiz gibi olmuyor. Belki fiziken öldü ama; duam kabul görmese, her gece nasıl gelir rüyama?
İnsanın rüyada buluşabilmesi bile bir mucize değil midir nine?
Ben Füruzan… Kırık bir hikayenin anlatıcısı, annesinin yadigarı… Annem, yaşam, bir bahçedir, derdi. İnsanlar, bu bahçeyi sürerler ruhlarıyla. Anılar ekerler, büyütmeye çalışırlar onları umutları ile, sevgileri ile, inatları ile… Kimi anılar, insanı mutlu ederken, kimi anılar da mutsuzluk doğurur, derdi. Ama insan mutsuz bir hatıra yetiştirdiği için kızabilir mi Tanrıya?
Adı üstünde, burası yaşamak bahçesi, burada mutsuzluk da büyür, mutluluk da…
Mutsuzluğu kurutmak istiyorsan ruh gübresinden at toprağına, derdi. İnsan ruh gübresini nerede bulur nine, söylesene? Hangi aktarda satılır ruhun gübresi?
Sahi, gündüzün tek derdi, güneşi haklı çıkarmak mıdır?
Cevapla
Want to join the discussion?Feel free to contribute!




Kaleminize sağlık hocam. İnsan ölümü sevdiğini yad eder gibi etmeli galiba.
Kırıp kalpler korosunun ağlaya ağlaya söylediği bir şarkıya dönüşüyor yaşamak. Müthiş!
Tayfun hocam ruhunuza sağlık. Umarım ruhumuzun gübresi yapay, sentetik değildir.
Herkesin düştüğü ve kendini bulduğu yer sevdiğinin mezar başı değil midir?
Hepimiz taşımıyor muyuz içimizde kendi mezarlıklarımızı? Gömdüklerimiz değil mi bizi yaşatan? Kaleminize sağlık…
Allah kimseye sevdiğinin ölümünü göstermesin diyeceğim ama dünyanın kanunu da bu. Tanımadığın biri ölse de bir anlamı yok.
Yaşamak bahçesinin tırpanıdır ölüm… Öllüm soğuktur, yine de sınılacak liman mıdır acaba bu dünya hengamesinden? Her şeye inat yaşam da güzeldir, ne diyelim… Tayfunum kalemine yüreğine sağlık
Acılar insanı yaralar, kanatır.. karşımızdakini de bu yüzden kanayan yerinden sevmeliyiz, gideni geri getiremesek de teselli verip, teselli bulmak için..
Üstadım, gönül genişliğin daim olsun.
Seni de kanayan yerinden seviyorum????
Canım yüreğine asil ruhuna sağlık güzel oğlum.Nasıl duygu dolu satırlar bunlar.. Attım ruh gübresini toprağa, serpiştirdim yeşerecek her köşeye…