amirim cinayet var

Çok uzun zamandır mektup yazmayı düşünüyorum ona. Yazmaya cesaretim olsaydı biraz, emin ol ona yazardım bu mektubu;ama ben cesareti ilkokul  sıralarında ilk aşkımdan yediğim tokatla bırakmıştım. Kalbimdeki ilk cinayet böyle gerçekleşmişti. Daha çocuktum, daha acı değildi gerçekler;ama çocukluğum, daha saçları annesi tarafından örülen, gözleri uçsuz bucaksız sonu gelmeyen bir ormandan sonra gökyüzüne çıkan, bir çift yol olan, mini minnacık elleriyle kalem tutan bir kız tarafından öldürülmüştü. Onun ilk cinayeti değilmiş, sonradan anlattılar. Ama ben ilk kez ölmüştüm… Ondan sonra sevmekten hep kaçtım, hep korktum birinin gözlerinde boğulmaktan. Eskiden çocukları polis geliyor diye korkuturlardı ya, beni de aşık ol da gör diye  korkutuyorlar.Bundandır içimi sana dökmem. Dün ki  yazı da cesaretlendirdi beni. Başkası yazmıştı, bende yazabilirdim. İçimi kalemine emanet edebilirdim…

Çok sevdim Deruni. Bu dünyada biri en çok sevmişse ben sevdim diyebilirim. Diyeceksin ki Leyla ile Mecnun, Ferhat ile Şirin ve daha niceleri, hem de yüzyıllar boyunca… Haklısın. Ama Deruni, onları herkes bilmiyor mu ? Onlar da biraz herkes değil mi artık ? Herkesin herkes olduğu bir dünyada herkesle anılan sevdalar da herkese dahil olmaz mı ? Ya benim ki ?

Benimkini aklım bile bilmiyor,kalbim desen artık bu sırrı taşıyamıyor.

Çok utanıyordum Deruni. Onu gizli gizli bir sır gibi sevdiğim için çok utanıyordum;sanki ayıp bir şey yapıyormuş gibi, sanki dünyanın en büyük günahını işliyormuş gibi hissediyordum.

Her gece günahıma  tövbe edip, her sabah yine, yeniden günahıma sarılıyordum. Bu aşktan günah çıkar mıydı Deruni?

Hangi papaz bu günahı çıkartabilirdi ki sol yanımdan?

Sen de sevmişsin belli… Aşık adam anlar aşığın halinden. Sözlerin aynı selvi boylum al yazmalım, mısralarının kokusu portakal çiçeği. Bu satırları hızlı hızlı yazıyorum sana Deruni. Nefesi yetmeyecek diye korkuyorum cesaretimin…

Hiç göz göze gelmedik onunla. Ben köşe bucak demeden yakalamaya çalıştım onu. Hayır gözlerini…  Hiç bana gülmedi, hiç şiir okumadım ona, beraber gitmedik hiç Beşiktaş maçına, hakeme delicesine küfretmedik, gol olduğunda çılgınlar gibi hiç sarılmadık birbirimize.

Sadece bir hikayemiz var, anlatsam gülerler. Anlatacağım gülecekler.

Bir gün kampüsün bahçesinde oturuyorduk arkadaşlarla. O da kantinde sıradaymış. Sonra birden ismimi duydum bir hanımefendi ağzında, ismimi buldum bir cennet gülüşün kenarında. O kadar salak herifim ki o an düşünemedim adımı nerden bilebileceğini… Bilmesine imkan yoktu, ortak hiç bir şeyimiz yoktu. Ne aynı sınıftaydık onunla, ne  bir organizasyona beraber katılmıştık, ne de kalbi…

Kalplerimiz diyemem ben de binlerce ondan vardı çünkü.

İkinci kez tekrarladı adımı. Dayanamadım döndüm arkama. Efendim, dedim. Anlamadım der gibi baktı. O bakışı görseydin Deruni muhtemelen kafama orada sıkardın. Sonra, “efendim aşkım” cümlesi delip geçti kulağımı, onda son buldu. Bir sevgilisi varmış ölürken öğrendim. Ölürken daha neleri öğrendim… Adım ağzına çok yakışıyormuş mesela. İsimlerimiz yan yana okuduğunda anlatım bozukluğu olmuyormuş.

Bizim de belki de bir ihtimalimiz olabilirmiş ilk cinayete kurban gitmeseymiş kalbim…

0 cevaplar

Cevapla

Want to join the discussion?
Feel free to contribute!

Bir cevap yazın

E-posta hesabınız yayımlanmayacak.