kaderin ötesi
Bazen yürürken yolda, bir an durur, düşünürsün. Bazen yakalamak için akşam vapurunu, koşmaya başlarsın, sonra nefes nefeseyken, bir an durur, düşünürsün. Bazen taraftarı olduğun takımın maçına gider, takımın gol atar, delice sevinirsin, sonra bir inme iner, oturur yerine, düşünürsün. Bazen rahat batar. Rahat hep batar. Bazen çıkacak gibi olur kalbin. Ama çıkmaz, durur yerinde. Bazen dokunsalar ağlayacak gibi olursun, dokunurlar, ağlamazsın. Korkunun ecele faydası vardır. Çünkü sakınılan göze çöp batmaz. Ben de sakındım. Gözümü değil belki kalbimi…Keşke batsaydı çöp, keşke kanasaydı her yerim. Keşke hastaneye yetiştirilme telaşı sarsaydı beni de… Olmadı. Olmaz da. Çünkü olsaydı bu satırlar arasında olmazdık. Olmasaydık da fena olmazdı.
Kaderin ötesine geçemez ki insan. Yırtınırsın, çıldırırsın, bütün sabahların duaya çıkar, bütün gecelerin aydınlıktır belki de ama kader dur diyorsa durmalısın, durmak zorundasın. Durmazsan duvara toslarsın. Ha dersin ki;ben duvara toslamayı seviyorum, hiç durma o zaman, hızlan! Öyle bir hızlanıp tosla ki duvara; kalmasın sağlam bir yerin, özellikle de yüreğin, parça pinçik olsun, sonra ölmekten bin beter olursun.
Çoğu masallar bir varmış bir yokmuş ile başlar, bilirsin. Bakarsın bugün varsın, yarın yok olmuşsun.
Yok olmak için, var olmak gerekir. Peki, var olmak için;illa yok mu olmak gerekir ?
Kafam karışıyor yine. Bir şeyler içsem iyi olacak. Belki değişmeyecek hiç bir şey içince, belki de değişir her şey bir kadehten sonra,ne dersin? İki kadeh diyelim biz ona. Bel bağladığım şeye bak; bir kadeh, bilemedin, iki kadeh şarap… Bir insanın hayatı böyle değişir mi? Hayat bir resim midir ki bir fırça darbesi ile karanlıktan aydınlığa çıksın?
Hangi tablodaki güneş ısıtır ki insanın içini?
Isınmak istiyorsan tabloya bakman değil, tabloyu yakman gerekir. Kadehler değişiyor, değiştikçe kadeh, keyfim yerine geliyor… Saçma sapan kahkahalar atmaya başlıyorum. İnsan kahkaha atarken nasıl çirkin oluyor dimi? Ben çok çirkinim biliyorum ama kahkaha attığımdan değil. Pislik herifin önde gideniyim de ondan. Herif olunca, böyle bir hakkın sana, anayasa tarafından verildiğini düşünmek istiyorsun. Çünkü herif, şerifmiş gibi geliyor kulağa.
İçtiğim için kınıyorsunuz beni. Kaçtığım için suçluyorsunuz belki de. Cılız bir çocukluk yaptım ben mahallede. Sadece çocukluğum cılız olmadı, kupkuru bir dal parçası gibiydim ben de. Güçlü yumruklarım yoktu, hayat üstüme üstüme gelirken. Tekme atsam boşa giderdi. Ama yaklaşıyordu yaklaşmakta olan. Napmalıydım? Babam derdi ki; baktın seremiycen yere, uzaklaş hemen oradan çünkü erkekliğin onda dokuzu kaçmaktı. Ben dokuz bölü onluk adamdım. Kaçtım, hep kaçtım. Kaçmak, anlayacağın huydur bende. Önce kavgalardan kaçtım sonra evden, sonra memleketten, sonra ondan, sonra umut etmekten, sonra yarından, sonra, sonra… Ah,sıkıldım… En sonunda da kendimden kaçtım. En zoru da bu oldu. Çünkü süreklilik istiyor kendinden kaçma durumu. Her gün aynadaki yüzü tanımamazlıktan gelmek kolay değil. Ama çok çirkin be aynadaki yüz, en azından bu durum kolaylaştırıyor işimi.
Çok şey istiyorum hayattan. Kumar masasında her şeyimi kaybettim demek istiyorum mesela, olursa kaybedecek bir şeyim ama ben hiçim. Benim hiç bir şeyim yok.
İnsanlığım var bir tek. Onun da hiç bir getirisi yok. Para biriminde değeri yoktur insanlığın. İnsanlık beş para etmez ve ben beş parasız herifin tekiyim.
Belki ileride olur, belki de olmaz. Belki değerlenir insanlık. Belki o zaman yeniden karılır kartlar. Belki şansım yaver gider bu sefer, balkabağı olarak gelirim dünyaya…
Cevapla
Want to join the discussion?Feel free to contribute!




yazınızı okurken sakarya türküsü şiirinden şu dizeler aklıma geldi:
İnsandır sanıyordum mukaddes yüke hamal.
Hamallık ki, sonunda, ne rütbe var, ne de mal,
Yalnız acı bir lokma, zehirle pişmiş aştan;
Ve ayrılık, anneden, vatandan, arkadaştan.
yazılarınızın devamını bekliyoruz