kaç yüzün var senin?

Baka baka eskidi tavan. Ne değişiyor ki şu cancağızım odada? Bir tek zaman, akrep ile yelkovan… Ben aynı ben. Tahta pencerenin kenarında, pencerenin kucaklayabildiği kadar bir gökyüzüyle efkar dağıtılan bir saat, kime, kuşlara… Ne değişiyor ki şu daracık odada? Köşedeki masa, şimdi tam karşımda… Oyunlar oynamayı bıraktım artık. Bir oyuna daha dayanamaz kalbim. Yoruldum… Doktor sabahları koşman gerekiyor, dedi. Merak etmeyin, ölümden bahsetmedi. Sanki kötü bir şey demiş gibi hissediyor insan, ölümden söz açılınca. Biraz da bu; ölümden kaçma isteği çıldırtmıyor mu bizi? Hiç ölmeyecekmiş gibi yaşamak… Ne değişiyor ki şu iki göz odada? Duvardaki resmin, şimdi  kapalı bir zarfta… Yirmi metre karelik bir gökyüzüyle hayal kurmaya çalışmak ne kötü. Gökyüzü değil berbat olan, hayal kurmak da… Kötü olan böylesine  masmavi  iki kelimeye kareli bir gömlek giydirilmesi… Yine sayılar havada uçuştu. Yine değerler çarpıştı. Fayda yok, istediğin kadar topla çıkar. Elde kalan hep yirmi metre kare…  Ne değişiyor ki şu cancağızım mahallede?… Ev aynı ev, kirası tavan fiyatında… Tavansa hala yerinde…

Böyle, baksan, herkes şiire, romana aşık… Dilinden düşürmüyor kimse. Geçenlerde, bir kadın, filtre kahvesinin yanında, şiir falına bakıyordu insanlara mesela. Aynı kadını tenha bir sokakta görmüşler. Sokak lambasının yetişemediği bir yerde, aynı şiirle rujunu siliyormuş. Bir kullanımlık peçete!

  Ne değişiyor ki şu küçücük semtte?… İnsanlar aynı, kalpler çürük, eskisi gibi arka taraflara saklamıyorlar artık.  Öndekilerden ver evladım diyen bir teyze sesi… Hepsi artık aynı diye cevap veren bir manav çırağı. Ne ara aynı hale geldik?

Sanki fondöteni fazla kaçırdık insanlığa.

  Herkesten kendimize evrilecekken, herkesle çevrildik. Hakikaten, bu sefer olmadı, son vapurda çoktan kaçtı. Senin benden ne farkın kaldı şimdi? Ne değişiyor ki şu aklını sevdiğimde? Herkesten kendine evrilme makyajı, kocaman ekranda, tam karşımda…

   Ne değişti ki şu cancağızım odada, söylesene? Zaman, akrep ile yelkovan bir de ben…

Ben aynı ben değilim;lakin olmak isterdim. Heraklitos’un canı cehenneme…!

  Böyle kokuşmuş, böyle çirkin değildi eskiden yüzüm. Hiçbir maskem yoktu. Şimdi hangi maskemin kalemi bu acaba? Suçlusunuz, beni bu hale siz getirdiniz. Evet, hepiniz elbirliği ile yaptınız bunu. Suçluyum, direnemedim size. Direnemedim çağdaş diye kalbime getirdiklerinize. Bu maskeden ayrılmak o kadar zor ki artık… Suçluyum, çünkü bu hayatı sevdim, suçluyum, yaşamak isterken öldürdüm kendimi! Başarılı bir intihardı  benimkisi.

  Ne değişiyor ki şu koskoca dünyada? Bir bakıyorsun bugün toprağın üstündesin, yarın altında…

Kendin ol, vakit daraldı, masada içi boş bir kovan, boynu bükük bir ömür daha…

0 cevaplar

Cevapla

Want to join the discussion?
Feel free to contribute!

Bir cevap yazın

E-posta hesabınız yayımlanmayacak.