yakın ışıkları 5.bölüm

Bir zamanlar tutunamayanlar diye bir söz etmiştim. Şimdi bu sözü çok hafif buluyorum.

Oğuz Atay

Grup, özel bir gündemle acil olarak toplanmıştı. Masaya bir sandalye daha gerekti.  Dün gece, Sakal adında biri Toprak’a yazmış, gruba dâhil olmak istemişti. Grup da bu talebi memnuniyetle karşılamış, haftalık toplanma günlerinin aksine, cumartesi akşamı 18.30’a randevu vermişlerdi. Herkes merak içindeydi? Kimdi bu Sakal? Sakal, gerçek ismi miydi? Herkesin kafasının içinde Sakal’ın hikâyesi uzayıp gidiyordu.

Saatler on sekiz olmadan hazırdı herkes. Cenk, Yağmur, Serhat ve Sevim Teyze. Bir tek Toprak yoktu. Kapıda, bir yetmiş boylarında, hafif kilolu, alnı açık, gözleri dünden, bugünden ve yarından yorgun bir adamla gözüktü Toprak. Sakal olmalıydı. İkisi de kendileri için ayrılmış olan yere oturdu yavaşça:

“- Arkadaşlar malumunuzdur. Aramıza yeni bir arkadaşımız katıldı. Bu sebeple hiç olmadığımız bir vakitte toplandık. Hepinize,  davete icabet ettiğiniz için teşekkür ederim. Sakal, istersen sen tanıt kendini arkadaşlara.”

“- Ben Sakal. Yirmi dokuz yaşındayım. Borsacıyım. En sevdiğim renk kırmızı. Yeşilden haz etmem. Kazancım yerinde. Arkadaşım yoktur. Arkadaş canlısı olduğum da söylenemez. Sayıları severim. Hareketli olan sayıları. Küçülen sayıları…”

Grup hayretle Sakal’ı dinliyordu. İsmi gibi hikâyesi de tuhaftı. Borsacı olduğunu söylemişti. Ama aynı zamanda kırmızıyı sevdiğini de ifade etmişti. Temel borsa bilgisiyle bile borsada yeşilin hayat, kırmızının ölüm olduğunu herkes bilirdi. Cenk, bu tuhaflığı çözmek istiyordu:

“- Sakal, ben Cenk. Öncelikle hoş geldin, derman getirdin. Anlamadığım bir şey var. Borsacısın, kazancın yerinde ve kırmızıyı sevdiğini söyledin. Yanlışsam lütfen düzelt, borsada kırmızı, işler yolunda gitmiyor demek değil mi?”

“- Doğru Söylüyorsun Cenk.  Açıklayayım. Ben, doğduğum günden beri işlerin yolunda gittiğini hiç görmedim. İşlerin yolunda gitmesi nedir, bilmem de… Benim babam polismiş. Üniformasını da severmiş. Sevme şekli farklıymış ama. Ben doğduğum gün, babam rüşvetten tutuklanmış, sonrasında meslekten de atıldı zaten. Sakal parasını kovalıyormuş. Bir sakal parasına kendini de bizi de yakmış anlayacağınız. Doğdum. O gün pişman olup ağladım. Geri dönmek istedim. Ama hayat canlı gönderdiğini canlı kabul etmiyor. Geri dönmek için ölmen gerekiyor maalesef. Küçük bir sahil kasabasında büyüdüm ben. Küçük bir sahil kasabında büyüdüyseniz, herkes herkesi tanıyorsa, babanız rüşvetten mahpussa ve yaşınız daha çok küçükse babanızın yerine siz yatarsınız o suçun cezasını. Okula başladım, yaşım altı. Önce okul arkadaşlarım vurdu yüzüme kimin oğlu olduğumu. Sonra komşular… Hiç unutturmadılar sağ olsun. Mahallede, sokak ortalarında, sanki babamın sakal parası niyetine aldığı paraları ben eziyormuşum gibi bakıyorlardı suratıma. Zaman ilerledikçe her seferinde, her muhabbette hatırlattılar babamı, götürdüğü mangırları da… Bir sakal da bize ateşle diye diye adımı sakala çıkardılar. Çok başarılı bir öğrenci idim. Ne zaman ki bir ödül alacak olsam, sakalımdan tuttular çektiler beni aşağıya, protokolde kaldı dünya. Hiçbir çocuk babasının günahlarını ödememeliydi. Büyüyünce değişir zannetmiştim kaderi. Oysa kaderin yerinde sayan bir insandan farkı yoktu. Babamın davası da sonuçlanmış, ceza almıştı. Daha yatacak çok günü vardı. Erkektim, dayanıyordum bir şekilde. Ama annem yapamadı. Dayanamadı. Belki diğer kadınlar gibi yaşamak istedi o da… Rüşvetçinin karısı sıfatını taşımak, rüşvetten daha ağır bir suçtu toplumda.

Bu toplum nasıldı, biliyor musunuz? Ateş olmayan yerden duman da çıkartırdı yangın da. Bu toplumda günahın bedeli Allah’a değil, onlara verilirdi. Yeryüzünün putları kırılası tanrılarıydı onlar.

Annem unutmak istedi belki de. Babamı unuttu önce. Sonra beni unuttu. Sonra kendini unuttu. Sonra kasabayı unuttu. Bir bahar sabahı herkes uykudayken, internetten tanıştığı bir adamla kaçıp gitti şehirden. Baba içeride, anne kaçmış gitmiş, yaşım on iki. Derme çatma dededen kalma bir ev vardı Allahtan. İş lazımdı. Para lazımdı. Ne iş varsa yapmaya başladım. Sakaldan sonra ikinci adım olmuştu Çırak. Elinden her iş gelir dedikleri adam olmuştum, hayatın yüzünden. Para için. Ayakta kalmak için. Deli gibi çalışıyordum… Kader, bir sakal parasına, ömrümü çırak verdi hayata. Hayatın çırağı olmuştum. Etim, ruhum, kemiğim her şeyim onundu… Her şeyden anlayınca, insanlar sevmeye başladı beni. Bazen lakabım Sakal bile unutuluyordu. Bazen ben bile unutuyordum kendimi. Çırak diyorlardı, bizim oğlanı tıraş eder misin, Çırak musluk değişecek, ev boyanacak… İnsanların beni hatırlamaları için bana ihtiyaçları olması gerekiyordu. O yüzden akşam başımı yastığa koyduğumda Allaha yalvar yakar dua ediyordum. Ne olur Allah’ım diyordum, yarın insanların işleri ters gitsin. Böyle dua mı olur diyorsunuz içinizden. Oysa akran olan çocuklar bisikletleri, pamuk şekerleri, güzel kızları hayal ediyordu. Bense Allahın her günü dünyanın tersine dönmesini, bütün işlerin boka sarmasını istiyordum. İhtiyaçtan da olsa insanların yüzüme gülmeleri, benimle ilgileniyormuş gibi yapmaları hoşuma gidiyordu. Bu bile yeterdi. Beni babam sevmemiş, yetmemiş anam sevmemiş, bırakıp gitmiş, onlar mı sevecekti? Yalandan yüzüme gülmeleri bile yeterdi. Aza kanaat etmeyen, hiç sevgi bulamazdı. Allah’ım diyordum Allah’ım yarın bugünden daha kötü olsun. Herhalde en mutlu olacağım gündür kıyametin kopacağı gün. Çünkü o gün kimse kimseye yardım edemeyecekti. Herkesin, kendisinin kahramanı olması gerekecekti. İşte o gün, her şeyden anlayan çıraklar keyifle alt üst olmasını izleyecekti dünyanın. Ve o gün duam değişecek:

“-Allah’ım şahit tut onları. Ben çırağım!” diyecektim.

İşte bu yüzden kırmızıyı çok sevdim. Çünkü bilirim ki kırmızı da kıyametidir borsanın. İşler boka sarmıştır. Sayılar küçüldükçe, korkular artmıştır. Hiç susmadan peşi sıra çalar telefonum sonra. O telefon çaldığında, hattın diğer ucunda kimin olduğunu bilirim. Çocukluğum arar beni, ben çocukluğumla konuşurum. Yalandan da olsa sevinirim, sevilirim. Ve kulağına üflerim kıyameti:

“- Sakal, korkma benim, Çırak!”

4 cevaplar

Cevapla

Want to join the discussion?
Feel free to contribute!

Bir cevap yazın

E-posta hesabınız yayımlanmayacak.