kocamış yıl

Burası dünya yahu, burası bu kadar işte
Ah Muhsin Ünlü

Geceleri birer birer devirdim de geldim. Kışların tadı tuzu da  yok  artık. Pencere kenarından, dışarıdaki çocukları seyrediyorum. Halâ  hayattalar, mutlu oluyorum, halâ ıslak bir tebessümleri var kocaman, dudaklarının kenarında. Doğru düzgün kâr bile yağmıyor İstanbul’a. Bu şehre siyah beyaz ölümler yakışmıyor. Ölüm hangi renkte yakışır sanki insana? Kimse bilmiyor, görmüyor.

Kış yeterince ölü… Kalbim koca bir musalla  şimdi. Bombalar patlıyor, etrafa saçılıyor umutlar. Sonra, bitti diyorsun. Hayat kalmadığı  yerden devam ediyor. Bir koro şeklinde aynı ağızdan müsavi şarkıyı söylemeye başlıyor insanlık. Lanet okuyorsun. Böyle okuma yok. Sonra… Sonrası yok, anla artık

Burası dünya, burası toplu hayal mezarlığı.

Hayat kaldığı yerden devam ediyor, edecek de… Korku nedir bilmeyenler, akşam karanlığına kalmadan koşar adım evlerine kaçıyor. Birlik çağrısı yapanlar ilk yol ayrımından dönecekler gibi.. Rol çalmak değil niyetim. Zira yeterince çalındı bu hikayeden rol. Bu hikayenin başrolleri belli, bu hikayede kahramanlar masal kahramanları kadar yaşayacak artık. Hikaye onların, bize kalan; biziz yine…

  Çekip gitmek isteyen binlerce adam var şimdi içimde. Sabahın ilk ışıklarını görebilseler çıkacaklar yola… Ama bir türlü dinmiyor gece. Kalplerine kalplerine yağıyor adamların karanlık. Kimse duymuyor çığlıklarını… Korkuyorlar, nasıl korkmasınlar? Kapıdan adımını atsan ayrılık kaldırımları başlıyor. Deme ayrılık… Ayrılık deyince tam şurama -sol yanıma-bir gözyaşı saplanıyor. Olduğum yerde donup kalıyorum, gözyaşı donmuyor, akıp gidiyor. Çekip gitmek isteyen adamlar volta atıyor şimdi içimde. Az gökyüzü, az meydan, çokça umut… Bir gün sabahın ilk ışıkları ile birlikte vuslat kaldırımları döşendiğinde gitmelerin ayak sesleri… Bir günümüz kaldı belki de, tek kullanımlık gün, bugün…

Kafası karışık, hasta bir adamım ben. Yeri geliyor hiç bir şeyi umursamadan fırlıyorum sokağa. Bütün gözler dikili mezar taşı sanki, bana bakıyor. Tüm gözlerde hor görülüyor, küçük düşürülüyorum. Bilmiyorum ne yapmam gerektiğini. Onlar da bilmiyor aslında. Öylece yaşayıp gidiyor, öylece de yaşayıp gidecekler. Topu topu bir hafta sürecek evlerindeki matem. Cenazesine gelen kalabalığa göre ne kadar sevilip sevilmediği ortaya çıkacak ölenin. Daha düne kadar arkasından küfredenler, ne iyi adamdı, ölüm hiç yakışmadı ona diyecek, ölenin akrabalarını teselli etmede ilk sırada yer alacaklar.

Oldu mu sana mendebur mübarek.(!)

Oldu işte, öylece yaşayıp gidenler var. Bir günümüz kaldı belki de, tek kullanımlık gün, bugün…

  Aynayı çarpıp çıkıp gitti Hidayet. Kırık parçalar saçıldı ardından etrafa. Canlı tek şahit bırakmadı benim dışımda. Yaşayan tek hatıra kalmadı geriye. Bir ağacın dibinde ağlarken buldum onu. Ne kadar da çaresiz, görseniz… Kendinden kaçan bir doksanlık koca bir dev ama karşısındaki  mini minnacık gerçeğe bile tahammül edemeyen bir dev. İlk cümlesinde indirdi yumruğunu kendi gerçeğine. Yalanlarına geri döndü. Sözde devdi, başı gökteydi, âmâ kendi yerdeydi. Bir günü kaldı belki de, tek kullanımlık günü, o da bugün…

  Merhaba Okur, sona sakladım tanışma hikayemizi. Tanışmadık seninle. Şevket Ursula ben, artık adım elinde. Ne yapmak istiyorsan yap ama önce bi dinle. Şimdi bütün yazdıklarımı si^^r et. Sadece beni dinle, kaçırma gözlerini. Zaman geçiyor öyle de böyle de… Sen de biliyorsun, böyle güzel günler falan; onlar şair aldatmacası. Bırak kandırmayı kendini. Yaşamak mı istiyorsun, reçetesini veriyorum sana şimdi, kulak kabart yazdıklarıma. Öncesi yok, sonrası olacak mı bilmiyorum; o yüzden başla şimdiden yaşamaya. En yakın dostunun sırrını saklıyormuş gibi sürekli tut hafızanda. Vakti yoktur hayatın. O yüzden sarıl sımsıkı şeb-i yeldaya. Çekinme, korkak alıştırma soluklarını. Doyasıya çek havayı içine. Gökyüzünü, kuşları, insanları yaşat içinde ve başla sevmeye. İlk nefesin seviyorum olsun… Durup dururken gülümse mesela, bekleme anlamlı bir şeyler olsun diye. Her şeyi sev, herkesi sev, koyma kalbine nefret ve öfke.

En çokta bir kadını sev adam gibi… Adam gibi sev ama;hırpalayacaksan, örseleyeceksen, kaldıracaksan o elini-ki indir o elini; kırdırtma-git bir köşede yaşlan ve öl, öl yani… Kadınlar, sizi seven adamları üzmeyin. Sevin doludizgin… Hakkını verin gül benzetmelerinin. Bülbülü öldürmeyin.

Sevinin, zira;

Nur topu gibi yeni bir yılımız oldu. Allah analı babalı büyütsün.

The last comment needs to be approved.
0 cevaplar

Cevapla

Want to join the discussion?
Feel free to contribute!

Bir cevap yazın

E-posta hesabınız yayımlanmayacak.